9 Ekim 2016

Palamut Zamanı

Hey.
"Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir." demiş rahmetli Charles Baudelaire. Bir de aynı gün doğmuşuz. Tesadüf. 46'sında ölmüş. Deli yaş. İşim olmaz. (Öldürülmezsem tabi.) Şimdi bu cümle iç huzursuzluğun fena hali. Olduğu yerde hiç mutlu olmamış demek.Yazık.
Son zamanlarda, ülkenin de son hallerine binaen ( bu kelime de hep Binali'yi çağrıştırıyor.) herkes gitmekten bahsediyor. Neden? Huzursuzuz. Gidelim. Mi? Bilemedim. Kim nasıl mutluysa. 
Geçenlerde iletiştiğim Suriyeli kadının benimle yaşıt ve torun sahibi olduğunu duyduğumda ABD böğrüme demokrasi getirdi demiştim. Duymuş muydun? Orada yoktun tabi. Neyse sonuçta benden 3 ay büyükmüş ve 20 yaş daha büyük gösteriyordu, aslında tam görünmüyordu da. Kim nasıl görmek isterse.
Daha fazla anlatamayacağım. Sanat iyi gelir. Bana en çok müzik mesela. Müzikten ölmek üzere olduğumu hissettiğimde "Allah hayırlı ölümler versin" duasının bununla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Belki renkleri karıştırırsınız? Karışık renkleri seviyoruz. Çok renk olsun. LGBT olsun.
Git git nereye kadar? Biriktirdiklerimiz çok önemli. Pul koleksiyonu veya konser biletlerinden bahsetmiyorum. 5 Duyu organıyla olan birikimler. Yadsımak garip. Benim noktamdan garip. Ben burna karşı diyaframı iyotla dolduramayacaksam, o yaz da ölsün ben de. Veya ben boğaza paralel bisiklet süremeyeceksem, ya da ben vapurun pupasında cugara tüttüremeyeceksem, veya Galata kulesine bakıp gördüğüm en iyi adam diye iç geçiremeyeceksem, İstiklal'de Mardinli'den midye yiyemeyeceksem, Körfezi mi dolaşalım Topçular'dan mı binelim diye konu konuşulmayacaksa falan filan.. Bu konu da böyle uzayıp gider. Hep bi gitmeler işte.
Palamut zamanı.Onlar gelmişler. Kaçırmayın. Sevgiler.


Palamutla ilgili en dibe not;
Palamutun boyuna göre değişen adları;
Vonoz 12–16 cm 
Kestane palamudu 16–22 cm 
Çingene palamudu 22–28 cm 
Palamut 28–35 cm
Zindandelen 35–40 cm 
Torik 40–45 cm 
Sivri 45–55 cm 
Altıparmak 55–65 cm 
Piçuta 65 cm ve üzeri

10 Haziran 2015

MarmelatizM

Anneannemi oturmaya gittiği komşusu, eve dönmek için kalktığında kayısıya kadar geçirmiş. Kayısı ağacı. Müthiş bir an bence.  
“Sonra beni kayısıya kadar geçirdi.” 
Bu kızlar 75 civarı. Ağır çekimde yaşıyorlar. Sılovmooşın. Ama misafir geçirmeyi atlamıyorlar. Kayısıya kadar da olsa.

Kapıya kadar geçirmek bizde nezakettir. Aktarımı yavaşlamış olabilir. Bu, bağlantıdan veya bellek yetersizliğinden kaynaklıdır bilemeyiz. Her şey mümkün. Sonuçta giden varsa geçirmeli. Ki var, olur. Geçirelim. Kapıya kadar. Totomuzu kaldıralım. Yoksa marmelat olur.



Misafir önemli kültürümüzde. Türk misafirperverliği diye bir nam salmışız. Sorun şu ki en büyük misafirlik dünyadadır ve %çok Türk bunun farkında değildir. Tabi ki %çok İspanyol veya %çok Hint de bunun farkında olmayabilir ancak ben İstanbul’dan konuşuyorum çılgın faniler. Türk misafirperverliği gibi bir dünya misafirperverliği de var aslında. Doğanın bize sundukları inanılmaz. Annem der ki “Eve gelen birini, hiç olmazsa bardak su ikram etmeden evden uğurlamamalısın.” Böyle çok savaş başarılarım var benim. “Alaaaaşkına, annem kızar, bırakmam” falan diye. Neyse biz bir bardak su veririz, doğa şelale sunar bıdı bıdı.. 

Ama nasıl ki 3 günden sonra misafir olduğun evin ferdi sayılırsın, artık yavaştan mutfağa girmeler, çamaşır asmalar başlar.. işte dünya da bunu istiyor. Sonra da git istiyor. Çünkü misafirsin. Sen dünyaya gel, bi işin ucundan tut. Yararın mı dokunur, zararın mı? sonuç seni gelir bulur yine. Evren enerjini alır, yayar ve gitmeni bekler. Çünkü 3 günlük dünyadır. 3 Günden sonra bitkisel hayata girmeler, aklı asmalar başlar. Sonra da gitmen beklenir. Gitmezsen olay olur. Evrenin düzeni bellidir. Sana da belletir.

“Allah aklımızı almadan canımızı alsın” duası çok güzel. Herkes istemeyebilir tabi. Bu da bir seçim. Sonuçta kaybettiği canla aklını da yitiren çok kişi gördük yakın geçmişte. Umarım bir daha olmaz.

Akılla can koalisyona gitse ne güzel olur. Ama ne olursa olsun hayat devrilecektir. Çünkü hiçbir şey sürekli değildir. Değişmeyen tek şey değişimdir. Vaaay kafalar değişik yine. 

Sevgiler Marmelat Hükümeti Vatandaşları!
Ezile ezile kazanacağız!

Ekmeğimize marmelat sürdünüz. Şeker oranına zamanla bakacağız. Umarım şeker pancarı yerine yapay tatlandırıcılar içermiyordur. Mm.

"Mazlum ol zalim olma! Üzülsen de üzen olma. Mahşerde hesap zordur, ezilsen de ezen olma."

12 Mayıs 2015

Y i T

Yani “Yumurtadan İlişki Teorileri”. Romantik. Mumları yakalım.


Bu arada nasılsın? Nasıl oldun? Mevsim geçişi nasıldı? Alerjik durumlar yoktur umarım. Fısfıslar zararlı diyorlar. Bitki çayları iyi gelebilir. O değil de karpuz geliyor karpuzzz! Neyse kapatıyorum, öperim. 

Rafadan İlişki Modeli

Taze bir ilişki türüdür. Aynı sularda çok yüzülmemiş, az muhabbet edilmiş. Belki de görücü tarzı. Kaynaştıktan sonraki 60. saniyede akşam ezanı okunmuş, ateş sönmüş ve eve dönülmüştür. Ancak bu ilişki yürümez gibi. Bi taraf cıvık afedersin. Hahahaha.

Omlet İlişki Modeli

İç içe geçmiş ilişki durumudur. Sınırlar yoktur. Tek farkları bazen bulundukları noktanın ateşi alma açısından dolayı daha çok pişmesi veya pişmemesi durumudur. Birbirlerinin telefonlarını karıştıranlar, banka veya mail şifresini bilenler, aynı donu giyenler, aynı fırçayla diş fırçalayanlar (öğkk(hepsine)) bu grupta sayılabilir. Bazen farklılık olsun diye havalanır ters düz olurlar. Bu; ilişkinin daha iyi pişmesi için önemlidir. Misafirperverdirler. Mantar olsun, sucuk olsun, ıspanak da olur, kavurma da.. Patates ve peynir de.. Gelen giden çoktur.

Yumurtalı Ekmek İlişki Modeli

Evlenip ailesine dayanmaktan bilemedin dayamaktan vazgeçmeyen tiplerin yaşadığı ilişki türüdür. Halbuki anne baba artık yaşlanmıştır yükü atmak ister, ekmek bayattır. Ancak bunlar karı koca bir olur aileyi sararlar ve kendileriyle ateşe atarlar. 

Belki de ekmek çocuklardır. Çocuklarını sarmalayan ateşle direk temasını engelleyen bir korumacı tür de olabilir. Her şey olabilir.

Haşlanmış Yumurta İlişki Modeli

Biraz serttir. Sınırlar bellidir. Ancak birliktelik de vardır. Temas. Sarışın kadın beyaz saçlı erkek tarafından kuşatılmıştır. Bir çeşit İbrahim Tatlıses ve vokali arası kapitalist ilişkiye benzetilebilir. Yumurta haşlanmıştan çok yaşlanmıştır. En büyük aktiviteleri tokuşmaktır. Kıran taraf kazansa da sonuç olarak ikisinin de kabuğu soyulacak ve afiyetle yenilecektir. 

Sahanda Yumurta İlişki Modeli

Aynı yağda kavrulmuş, aynı evin içinde farklı kafalarda yaşayan insanların bulunduğu ilişki türüdür. Özgürlükçüdür. Kimin sarısını kim patlatacak önemli değildir. Dip tutması sıklıkla görülen bir durumdur. Yani temelleri sağlamdır. Tuzlanmasının kokuşmakla bir ilgisi yoktur.

Menemen Model

Olabilecek en karmaşık modeldir. Bir çeşit poligamidir. Banarak biter, tiridine. 3D’ne :P

Tirit yemek suyu demek. Bilmiyorsan söyleyeyim de. Bu yazından bir şey öğrenmedim, 4 dakikam boşa gitti falan deme. Neyse kapatıyorum, öperim. Böyle durumlarda da bir çeşit beyin yumurtlaması yaşıyorum sanırım. Oh sori. Davaynan vurdu.

21 Nisan 2015

O dö..

Hoş geldiniz, kolonya?
Kalkıyor musunuz? Kolonya.
Ne kadar sağlıklı ve temiz milletiz. Canım milletiz. Oh milletiz. Mis milletiz. Millettik..
Kolonya nerede?

Kolonya tutmak diye bir şey vardı. Artık yok. Başka bir şeyi tuttuk sanırım. Kolonyalı mendiller bile kolonyalı değil artık. Bazıları iğrenç, erkek tıraş losyonu kokuyor. Kebap yiyorsun, kolonyalı mendil sunuyorlar, tıraş sonrası hisse kavuşuyorsun. Afiyet de oluyor sıhhat de. Olaylar çok karışık çiko.
Eskiden küçük küçük kolonya dükkanları vardı. Bizim evin orada hala var bir tane. Hiç müşteri görmedim uzun zamandır. Kaldırımdan geçerken keskin bir tütün kolonyası kokusu geliyor. Bu da beni çocukluğumda tütün kolonyası bağımlısı olan doğulu komşularımızın evlerine götürüyor. Tütünle her türlü rahatlayan bir milletiz. Suyunu bile çıkarmışız. Tütün kolonyası üzerinde uyarı yazıları var mı acaba?
"Kapalı yerlerde tütün kolonyası yasaktır."
"18 Yaşını doldurmayanlara tütün kolonyası satışı yapılmaz."
Kolonya doldurma aletini tansiyon aletine benzetmem (pompası, ayarlama çarkı) ve eczanelerde demirbaş olması, sağlıkla büyük ilgisi olduğu hissine kavuşmamı sağlamıştır. O yüzden bu dükkanlardan hep işkillenirdim. Tezgahın ardında eğilmiş, elinde 50 Cc'lik enjektörle kocaman bir hemşire varmış gibi. Hemşire 1.97 ve kaslı memelerini oynatabiliyor. Bir gün tezgahın ardından çıkacak ve enjektördeki kolonyayı tüm vücudumuza sıkıp dezenfekte edecek ve bir daha hasta olmayacağız. Bunlar hep çocukluk uydurmalarım.
Bu uydurmalardan bayramlarda kurtuluyordum tabi. Bayramda şekerin, çikolatanın kankası olarak karşıma çıkıyordu kolonya. Bazen de babamın veya dedemin tıraş sonrası kaymaklarında. Bizde adettir tıraş olunmuş yanaktan öpülür. O zaman da arko kremin ve birinci derece yanağımın kankasıydı.
Kolonyayı 18. yüzyıl İtalyan beylerinden Giovanni Paolo de Feminist, Macar Kraliçesi Elizabeth için yapmış. Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır. Kadınlar adamların yaratıcılıklarını tetikler. Ohh.. Bu cümleleri kurmasam çatlamazdım. Neyse içinde limon, bergamot ve portakal esansları varmış. Adını da "hayranlık uyandıran su" koymuş. Yani eau admirable. Köln'de üretime geçtiğinden "Köln suyu" da denirmiş. Yani "Eau de Cologne". Bağlantı oradan yani. Köln Tıp Fakültesi de bu kokuyu tıbbi ürün olarak onaylamış sonra ver elini Avrupa. Avrupa o dönemlerde hep kolonya kokmuş. Göz yaşartacak kadar. Biz de Köln'e Köln, cologne'ye kolonya demişiz. Bazen çok çılgınız.
Kolonyanın ortalama %93'ü etil alkol kalanı su ve esanstan oluşur. Ağzı kapalı ise de 5 yıl bozulmazmış. Asıl enteresanı verdiği ferahlama hissinin oluşması. Etil alkol uçucu ya hani, uçarken vücut ısımızı alıp uçuyormuş. Allahım nasıl romantik. Bence vücut ısılarımızın etil alkolle uçuşa geçmesine izin vermeliyiz. Madem uçamıyoruz. :P
Kolonya tarifi: 150 Ml etil alkolü 20 Ml su ile çalkalıyoruz.13 Ml limon esansı ekliyoruz ve tekrar karıştırıyoruz. Afiyet olsun. Aman! Güle güle sürün.
Son olarak etil metil farketmez demeyin. Etil alkol daha pahalı metil ucuzdur. Paranıza kıyın alın. Metil alkolün fazla kullanımı veya oral yolla alınması ölümlere yol açıyormuş. Yazdığıma göre denemedim. Saçmalamayın lütfen. Zengin de değilim. :D
Bilindik bir mağazada yıllaaaar yıllar önce deneyip sonra alırım kafasıyla geçiştirdiğim incir sütü kolonyasına selam olsun. Üretimden kaldırmışlar. Bir kaç marka çıkarmış ama ben o incir sütünü başka bir yerde koklamadım. Bizim yazlıktaki mor incirlerin kokusuydu o. Sabah kahvaltıdan önce babamın birkaç kaka yaparım umuduyla topladığı incirlerin kokusu. Tabi ki kara incir deniyor. Öyle ayrıntılarla uğraşacak vaktimiz yok. Böyle şeyleri ana renklerle çözüyoruz. 
Son olarak mandalina kolonyası aldım. Bize gelin, tutarım. Sanırsınız Mersin'desiniz, Adana'dasınız. Güzel yani. Ama bazen de şiveps gibi. Sanki yapış yapışmışım gibi. Bazen de kış gibi. Zaten kış.
Demem o ki kolonyayı bırakınca daha çok kirlenmiş olabilir miyiz?
O santrali yapmayın.
Kuyular asla ak değildir.
Dibini görmeyen sevdiğini görmez.

9 Nisan 2015

Hay

Evet 31.
Argo esprilere hazırlıklı olmam gereken bir yaş. Hepsini kendim yapayım bitsin. Allah çektirmesin.

Yaş Teorilerim:
- 3+1=4 4/4'lük yaş olma ihtimali üzerine yoğunlaşabilirim. Olumlu düşünmek iyidir. Olduğu kadar olmadığı kader. 4/4'lük ritmi de severim. Buğday gibi ritim. Gitarımı uzatır mısın?

- 3-1=2 İkilemem gereken bir yaş da olabilir. Ülke çok yaşanası değil zaten. Ama bu zamanın bu yaşıma gelmesi iyi. Güçlü kadın zamanları. Kalıp yaşanılası hale mi getirmeli, yoksa zaten şurada kaliteli yaşayacağım ortalama 20 yıl daha varken oksijen mi toplayayım? Tamam tamam kalıyorum. Gitmesi gerekenler gitsin. Keşke doğumgünü hediyem olsa. Gitse. Hep beraber kutlardık.

- 3 ve 1. 
3'ün 1'i yaşı olabilir. Yani iğrenç. Her olayın sonucunda avucumu yalayabilirim. Bu avuç yalama olayını da düşününce çok garip. Yalamaktan ortası aşınmış gibi. Belki Ademler, o zamanlarda hiç bir şey yok tabi, yalayıp durmuşlardır öyle oyulmuştur. Hey gidi Ademler. Sizi gidiler. Elma var mı?

Bu 3'ün 1'inin, hareketi dışında, barış sembolüyle ilgisi var. Anlatmadan önce kendime bir pasta ısmarlıyorum. Bi saniye,


Görüyorsunuz ki pasta çok güzel. İnternetten indirdim, beleş, kimbilir kim yaptı. Elleri çınlasın. Barış sembolü karşılıklı çizgilerden oluşuyor. 3 Tane ovalimsi duran çizginin karşısında 1 çizgi. İşte demişler ki siz o barışı zor bulursunuz çocuklar. Aha demişler. Eğer sembolü çevirirseniz bu bir çalı süpürgesine, bilemedin 3 dişli bir tırmığa benzer ve savaşları süpürebilirsiniz. Bunlar çok saçma şeyler.

Saçma olmayan ve bilmemiz gereken bir bilgi var ki o da sembolün nasıl oluştuğu. İnanılmaz. Tam da bu günler için. İhtiyacımız olan büyük şeyler. Öncelikle "Semafor" diye bir haberleşme sisteminden bahsedeceğim. Bu gemiler arası veya dağcılıkta bir iletişim sistemi. Konuşulamayan ancak karşındakini gördüğün zamanlarda kullanılırmış. 2 Elde küçük sarı kırmızı bayraklar var, kare. Onları ve bedeni kullanarak harf yapıyorlar. Ponpon kızların harf yapmasını düşünün işte. Ponpon amcalar yapıyor. 
Grafiker Gerald Holtom İngilizce Nuclear Disarmament yani Nükleer silahsızlanma sözünün baş harflerinin semafor karşılığının birleşiminden oluşan bu sembolü yaratmış. Nükleer santral ülke sakinlerine karşı en büyük silahlanmadır. 
Nükleer santrale hayır! Barış! Barış! Barış!


Neyse ki 31 Hatay'ın plakası ve bu yıl oraya gitmem gerekiyor. En güney. Muhteşem. Ülkemizin en kalabalık 13. şehriymiş. Resmen yaşımın tersi. Ohaa :D Dinlerin bahçesi bir de. Bu kadar din savaşı varken böyle bir yerden bahsetmem ne kadar da umutlandırıcı. Dinlerin barışıyla toplumlar barışır. Eticin gülsün dünya gülsün. Doğumgünüm ve perşembemiz mübarek olsun. Herkese benden karpuz.

Çılgın Yaşlar

27 Mart 2015

Değ ☞☜

İlhan Berk:
"Bir insan isterse, size sesiyle sarılabilir."
Zeynep Erdim:
"Gelsin sarılsın."

Dokunmayla ilgili ülkemizde enteresan bir durum var.
Bazılarına dokunsak ağlayacak.
Bir kısmının abdesti kaçacak.
Çoğuna dokunursak 1000 yıl yaşayamayacağız ve kesin 1000 ah işiteceğiz.
Dişe dokunur çok konu var. Bunların kılına dokunmuyoruz. Farkında olanların gururuna dokunuyor, namusuna dokunuyor.
Dokunulmazlığa sahip, varoluş değerinin dışında bir değere sahip olmayanlarla aynı zamana denk geldik. İdare ediyoruz. Değer bindirmiyoruz. Müsait bir yerde inseler.. 
Dokunmatik cihazlar hissi basitleştirdi mi? Karar veremiyorum aslında. Hissederek bir şeyler yapmayı severim. Mesela yemek eldivenle falan yapılmamalı. Plastiğin temas ettiği besini yemektense birinin elinin değdiği yemeği tercih ederim. O nasıl bir hijyendir? Kanserojen hijyen.. Batının icatları, kelimeleri. Doğu zengin. Zenginlik manevidir. Doğuşta şükür vardır, batışta isyan.
Bu, telefon, bilgisayar olaylarında da böyle. Aracı yok gibi. Ekranı okşarsan telefon sana kendini açacaktır. Tam olarak böyle de değil. Cihaz fetişi gibi değil. 
O sürekli şuursuz dokunuşlar bizi histen uzaklaştırdı mı? Belki de hissiz miydik? Mesela gözleri kapatıp elinize verilen bir meyve ya da sebzenin dokusundan tanımaya çalışma egzersizi, normalde, "bakan ve hissiz" olduğumuzu yüzümüze vurur. İşte bu noktada ,büyütürsek bakışı, sürekli temasta olduğunuz şeyleri ne kadar hissediyorsunuz? 3 Koltuğa dokunsanız hangisi size ait olan tanır mısınız? Aile bireylerinin yanaklarıyla, arkadaş yanaklarının ayrımını yapabilir misiniz? Gözümüzün yanında hislerimizi de kocaman açmalıyız.
Bizler değmek yerine değnek tercih edilen bir zamandayız. Dürtmek değil dokunmak önemli.
Ağaç ve taşın enerjisi çok güzel. Kaplumbağanın. Kedi patisinin. Suyun. Kadifenin. Sardunya yaprağının. Denizanasının. Kumun. Unun. Bir fotoğrafın. Saçın. Bebeğin. Annenin, babanın, kardeşlerin. Zamanın. Anın. Rüzgarın. Güneşin. Canın..
Güzel bir dokunuş etkisiyle oluşacak dalgalarda sörf yapacak bir çok insan vardır. Onlara bu fırsatı verin. 
Merhaba ile, masaj ile, sevgi ile, soru ile..


Cumaya dokunun. Cumartesi sörf. Pazar size dokunur.
İkinci Yenicilere dokunun. Hisleri çok güzel.

Son olarak Dokunmayın Şabanıma.
"İyi dans bilirim, kibar fakat çok sertim, o biçim ısrar ederim."

5 Mart 2015

O Filie O

Eğlenceli martlar.

Bir kedi şarkısı ♪
Avaz avaz bağırdım
Mart mart mart diye
Mart the rock, mart mart the rock! ♫ 

Güneşle öpüşmelere başladığımıza göre nasıl günlere doğru gideceğimizi düşünmek beni çıldırtıyor. Gelsin %100 penye tişörtler, terlikler, d vitaminleri..

Tespit aydınlanması yaşadım. Özenle paylaşıyorum;

Yaş olayları her dönem insanların, çoğu şeyde olduğu gibi, mızmızlık ettikleri bir konudur. Bilinç gelene kadar sorun yoktur. 2 Der 5 gösterir, 4 dersin inanır, Allah 1'dir, hakkı 3 'tür, ayağının 6 otuzaltıdır.. Sonra olaylar başlar.. Aslında ağzımızda başlar, dudağımızda. Belki. Bilmiyorum. 10 Yıl aynı halaybaşına sahip olan yaşlarla anlatacağım:

10'lu & 30'lu, Yaşlar; 
Bu yaşlarda yaşımızı söylerken ağzımızın aldığı şekil bu. 
10'lularda Büyüme şokları, büyüyememe oflamaları. Ergenlik, ilkler.. Ooo sıkıntı.
30'larda ise geç kalmışlıklar, erken yaşanmışlıklar, eksikler, hayatı anlamlandırma.. Ev, araba, sigorta.. Hayır doğa.. Oh ya da oy ünlemleri gelebilir. Geleceği varsa göreceği vardır..

20'li & 40'lı & 70'li & 80'li & 90'lı Yaşlar;

Gördüğünüz üzere salak bir gülümseme var. İhi ihi gibi. Ya da "İnş cnm yea" der gibi. Böyle gevşek ya da gevrek mi işte neyse. Eğlenceli yaşlar o yüzden. Değişik kafaların yaşandığı. Mesela 20'ler en enerjik, çılgın zamanlardır. Delikanlılık dönemleri. 40 Yaş civarı ise hayatınıza giren durumları gülümseyerek karşılıyormuş havası vermeye çalışan bir mimik. Tamam gerçekten gülümsüyorsunuz, tamam tamam. 70, 80, 90'lar ise alzaymırın etkisiyle içilen pasifloraların rahatlamaları :D Ouu ben kimim? Orada ince bir tedirginlik olduğundan ağız tam açık değil. 

50'li Yaşlar;

Eee ne var canım yarım asırlıksam? Hehehe ee. Toruna ninni söyleme dönemleri "ee bebeğim eee eee.." Bir çok şey kazanılmış ve başarılmış. En yüksek noktalardan biri sanırım. Manevi olarak. "Ehe torunu alıp yazlığa gitçez bis =) "

60'lı Yaşlar;

Biraz şaşkın zamanlar. Algıların değiştiği, fiziksel&zihinsel yetilerin küçük küçük tatillere çıktığı zamanlar. Hayatındaki ölü sayısı artmaya başlamış.. Aa o da mı? Aaa. Aa.

Bunları uydurmak çok eğlenceliydi :P
Uyduruk olmayan bir şey varsa o da en iyi selfiyi çekenin bir fil olabileceğidir.
Bunun konumuzla alakası yok.
30'lardayım, oyh =)

6 Şubat 2015

Mukus iki

Geçen aklıma "pışık" geldi. 
Çok duygulandım.
Hani bir şey söylersiniz de karşınızdaki onaylamaz. İşte o anda işaret parmağıyla bir gözünün alt kapağından aşağı çekerek "bende o göz var mı?" anlamında "o göz"ü görmenizi sağlar. Bazılarında gerçekten vardır,  bazıları ise blöf yapmıştır. Bu, eski bir analiz durumudur.
Sokak kültürünün, mahalle dilinin yok olması hüzünlendirici. Artık sümüklü bir çocuğa bile çok rastlamıyoruz. Tamam, millet olarak sümüklerimizi toplamamız güzel bir durum ancak o sokakta da sümük güzel görünüyordu. Şimdi site veya aveme çocuklarında hiç sümük gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü ebeveynleriyle takılıyorlar. E ebeveyn her şeyi hallediyor. Eskiden çocuk sokakta akranlarıyla takılırdı. Ve burnu akan çocuk, sümüğünü yese bile diğerlerinin umrunda olmazdı. Ergenliğe kadar sümük doğal bir dışavurumdu.
Doğalgaza geçmediğimiz zamanlarda da kömürlük sonrası bronzlaşan sümükler olurdu.
Duygulanmaca.
Bir de sümüğünü yiyen çocuk akıllı olur derlermiş. Bu; çocuk kafayı yemeden önceki aşama şükrü olmalı. 
Bebekler ağlarken sümükleri baloncuk oluşturduğunda onların uçma ihtimalini düşünürdüm. O balon büyüyor, büyüyor kocaman oluyor. İçi helyum dolu. Sonra bebek havalanıyor ve uçuyor. Tüm parkları gezdikten sonra hapşırıp evine düşüyor. Bunlar hep absürt.


Burun önemli. Çok iyi koku almak bazen iyi mi kötü mü bilemiyorum. Bazen zaten. Parfümden hiç hoşlanmıyorum. En itici ile en çekicinin aynı kokma ihtimali var sonuçta, yapay kokular. Ve kimse alerjisi olanları düşünmüyor. Birlikte yaşayabilmeye ters bir durum aslında. Bu, kalabalıklarda daha rahatsız edici olabiliyor. Apartmandan halı silkeleyenle, otobüse parfüm sıkarak binen arasında bir fark yok bence. Yapmayın lütfen. O değil de geçen incir sütlü kolonya kokladım. Mis. 
Alerjisi olanları burnunun üzerindeki "alerji selamı"nın oluşturduğu çizgiden anlamak mümkünmüş. Alerjilililer (lililili) burunlarını sürekli ellerinin iç tarafıyla yukarı doğru iterlermiş. Bu hareket onları rahatlatırmış. Hareketin adı da "alerji selamı"ymış. "Aleyküm selam"ı da aynıymış. Böylelikle burnu yukarı ittire ittire üzerinde kıvrım sonucu oluşan çizgi kalıcı hale gelebilirmiş.
Sümüğün %95'i suymuş. Su yüzdesi fazla olan şeylere ilgim var son 2 yazıdır.
Oh sümük.
Bu yazımı, yazlıktan sevgili arkadaşlarım Sümük 1, Sümük 3 ve Sümük 4'e armağan ediyorum.


*Sümük 2 tabi ki benim. :D :P
**Başlık uladı, kusura bakmayın. =)

27 Ocak 2015

Akasya ♥ Zürafa

Kız Akasya, oğlan Zürafa..
Bir kış başlangıcı..
Kış hediyesi boğazlı kazak istiyor Zürafa. 
Akasya bu hediye işini gözünde büyütüyor. 
Akasya bu hediye işini gözünde uzatıyor.
Ve ilk tartışmaları böyle oluyor..


Zürafa kafası karışık biri. Algısı değişik. Tabiiyeti gereği akasya ağaçlarının yetiştiği bölgelerde yaşaması gerekirken o Akasya adlı cici kızın bölgesinde yaşamayı tercih etmiş..
Akasya sükuneti seviyor.
Zürafa'nın ses telleri yok değil, var ama çok narin,ipince. Sesi adeta pamuk şekerimsi.
Ve uysal. Çok uysal. Bunlar Akasya'nın huzuru. Ve Zürafa'nın kalbi kocaman. Boynunun çok uzun olmasından dolayı başına kadar kan ulaşabilsin diye üretim aşamasında kalbi büyük tasarlanmış. Bu yüreği de etkilemiş demek. Günde 5-10 dakika uyuması da yeterli olduğundan tüm zamanını Akasya ile geçirebiliyor.  Böylelikle çok güzel sohbetler edip birlikte eğleniyorlar.
En sevdikleri oyun ise elma asansörü.
Akasya Zürafa'nın adem elmasına oturuyor. Ve Zürafa yutkundukça çok hızlı yukarı aşağı hareket ediyor. Bunlar hep adrenalin.
Birbirlerine o kadar alışmışlar ki, ikisi de gizli gizli kaybetme korkusu yaşıyorlar. Bir gün gideceğini bilirsen daha çok keyfine varırsın. Bir gün herkes gidecek. Değer bindirmeli.
Akasya'nın kaybetme korkuları düşlerine yansıyor;
Bir gece, 13 kişinin, kurbanda Zürafa'ya girdiğini görüyor. Boynu boyunca tam 13 bıçak dayanmış. Çığlıklarla uyanıyor. Keşke etin yenmeseydi diye düşünüyor. Ama düzen kurulmuş. Yapacak bir şey yok.
Bir gün bir iskeleye oturup bu kaybetme korkusu konusunda konuşmaya karar veriyorlar. Yan yana oturup ufuk çizgisine bakıyorlar. Ve temastalar. (Ufuk çizgisinde yürüyebilirsen sarhoş değilsindir bu dünyada.)
Aynı gezegende, aynı zamanda, aynı bölgede karşılaşma ve zaman geçirme şansına sahip olmalarına şükrediyorlar. Bu bir kazanç. Bir gün olabilecek kayıp diye adlandırdıkları şeyden çok daha önemli..
Akasya iskelede ayağa kalkıyor, Zürafa'nın adem elmasına oturuyor ve yutkunmasını bekleyip en yukarıdayken bir öpücük konduruyor.. Oh romantik.

Bukowski "Tanrı zürafayı yarattığında sarhoştu." demiş. Ayıp.

15 Ocak 2015

Enstrümantal Bıdıbıdı

Hayy'dan gelen Hu'ya gider.
Hayy=Hu=Allah
DİNmeyen nameler ruhumuza s.çıyor.
Biz yeşil olan lahanaya kara lahana, mor olan lahanaya kırmızı lahana demiş milletiz. Yani renkleri bile ayırmamışız da şimdi nereden çıktı bu ayrımcılıklar kasırgası?

Herkes bir ses.. Bir enstrüman.. Sıkılanlar: üflemeli, öfkeliler: vurmalı, gidiciler: yaylı, hunililer telli, kuklalar: tuşlu..
İyi bir şey söyle de yankılansın. İyi bir şey diyorum. Belki ülkemizin ekosu iyidir? Belki okyanusa yayılır? Belki birilerinin kulakları çınlar?
İyi bir şey diyorum.
Herkes kötü şeyler söylüyor. Herkes olumsuz eleştiriyor. Feza; bir şikayet kutusu. Boşlukta kötülükler var. Üfleyelim uzaklaşsınlar. Okuyup üfleyelim. Okuduğumuzu anlayalım. Nefes ciğerden gelir. Şifası kocamandır. Doğru nefesi alıp, doğru olanı vermeli. Nefesi KPSS sonucuna göre almıyoruz sonuçta. İyi olanı çek, kötü olanı üfle! Hoh! Buhar.


Çok seslilik güzel. Ahenk yakalamaya çalışmak gerekir çünkü. Sonra uyum süper. Bal akar.
Şimdi kış, yine soğuk.
Ben Zeynep'im.
Cinayete ve cehalete karşıyım.
Din halkların afyonu veya ayfonu, bilemiyorum. Ama uyuşan çok. Allah akıl fikir versin.

Birkaç kat aşağıda Yaşar Kemal yatıyor.. Allah şifa versin.
Demiş ki;
"Dünya on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir; her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır. Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Tek dile, tek renge kalmış bir dünya hapı yutmuştur.”

İşte biz dünyaya çok su içirirsek ilacın etkisi yok olur. İdrarla atar bence. Ama çok su içirmek için de kaynakları kurutmamak gerekir ki bu da mesela MNG'nin Arhavi'den gitmesiyle başlayabilir. 
Dereler, beyinler özgürdür. Sen ne diyorsun?
Gençlik gelecektir. Sen nereye dönüyorsun?
Ne kadar dönersen dön.. 

Hıyarlı cumalar. Hıyarın %96'sı sudur. Hayırlısı.

31 Aralık 2014

Kapa Kapa 2014 Kapa

2014 Dönem sonu bilançosu ya da nurialçosu.. Yılımıza hap atmışlar. Hatırlamasak daha iyi tabi. Ama unutursak kalbimiz kurusunlu bir ton toplumsal tramva yaşadık. Zor bir yıldı.
Çift geçen yıllarda hep zorlanmışımdır nedense. Çift yıllar çifteli yıllardır benim için. Eşeklerle karşılaşırım daha çok. Şimdi 2015 geliyor. Tek yıl. Özellerle karşılaşma zamanları.
Merhaba.

...Münir Özkul hala yaşıyor.
Ebru Gündeş'in çocuğunun psikolojisi bozulmadı.
Kadın cinayetleri ve işçi ölümleri tüm hızıyla artarak devam ediyor.
Cumhurbaşkanımızı seçtik, vergilerimizi düzenli ve abartılı ödeyerek ak saraya sağlıkla yerleştirdik. 
Kış Uykusu filmi Altın Palmiye ödülünü aldı.
Kanser tedavisi bulunamadı.
İnternet yasakları oldu... 

Olaylar 2014. Hani böyle biriyle telefonda konuşursunuz da karşı tarafta bir durum olur. Sonra "telefonu kapatacağım" demek yerine;
"Kapa kapa, kapa ben arayacağım sonra, kapa sen kapa!" diye gereksiz 5 emir kelimesi kullanır. O sırada siz bir şey demezsiniz zaten. Kapansın istersiniz. Ama o uzatır. Hiç sevmem. Sonuçta herkeste kapatma tuşu var. Madem sen istiyorsun niye ben kapatıyorum?
Sevmediğim hale bürüneceğim şimdi: "Kapa kapa 2014, daha da arama kapa." Ben kapatamıyorum. 

İlginç bir hikaye öğrendim. Çok başarılı buldum. Noel Baba ile ilgili. Arada eklediğim uydurmalarımla iftiharla anlatıyorum:

Noel Baba, Noel gecesi çocuklara hediye dağıtan bir dede olarak tanınır. Hastası çoktur. Ren geyikleriyle uçar ve bacalardan attığı hediyeler evlerdeki çamlara takılır veya dibine düşer. Bazen dam üstüne çul serer. Fakat aslında bir inanışa göre bu bir şaman kafası dumanıymış.
Vaktiyle Sibirya merkezde Şamanlar, yakın tepelerdeki çam ağaçlarının dibinde de amanita muscaria (sinek mantarı ya da gelin mantarı diye tabir ediyormuşuz) denilen mantarlar yaşarmış. Sevgili şamanlar aralık ayı sonlarına doğru tepelere, yanlarında bir hayvan ruhu olduğuna inanarak, mantar toplamaya çıkarlarmış. Mantarları toplar, halka dağıtırlarmış. O tepelerde en çok ren geyikleri olurmuş ve mantar onların da en sevdiği besinlerdenmiş. Bu mantar türü çam ağaçlarının dibinde bitermiş. İstenmeyen ottur belki çam için bilemeyiz. 
Amanita muscaria'nın en önemli özelliği ise kafa yapmasıymış. 4-5 Saat süren halüsinasyonlara yol açabiliyormuş. Üzerine konan sineklere de etki edip bayılttığı ve öldürdüğü için biz sinek mantarı demişiz sanırım. Gelin mantarı da denmesini ise yine Nuri Alço'ya bağlayacağım. Haksız mıyım? Belki Nuri de bir çeşit mantar türüdür ki çok türediler. Neyse hikayeye dönüyorum hemen. 
İşte bu şamanlar mantarları halka dağıttıktan sonra, halk hep beraber mantarı tüketince obaaaa! Halk bir anda uçuşa geçiyormuş. Konum itibariyle en çok var olan ren geyiklerini ve amanita muscariayı uçuruyormuş zihninde de. Mantarın tipi de Noel Babanın esinlenildiği kaynakmış. Yani bu adamcağız da bir halüsinasyon ürünüymüş.
Bknz : resim : tam aşağıdaki :


 İşte bu Noel dedenin hikayesi. Bence bu adam baba değil dede. Bir de göbek kısmı abartılarak dönüşmüş sanırım yoksa amanita muscaria filinta gibi.  

2+0+1+5=8 
8'İ toplumca hemen yatırıyoruz zaten. 
Hoop ∞ huzurlu yıl olsun.
Memeler sağlıklı olsun. Kontrollerinizi unutmayın.


3 Aralık 2014

mâni↔us

Engellilik sosyolojik bir kavramdır. 
Beden bireyin mikro evidir. Ve herkesin en rahat ettiği yer evidir. Engel dışarıdandır.

TDK engelli kavramını "Vücudunda eksik veya kusuru olan" olarak açıklamış.

Tam vücut, kusursuz vücut nedir? 

Modern zamanların, medyanın, bir çok iletişim kanalının kamuya yansıttığı 'olması gereken dişil ve eril vücut tipleri' mevcut. İşte insan bu beden standartlaşmasının, tektipliliğin doğruluğuna inanarak en ufak farklılıkta ötekileştirmeye gidiyor. 

Yaşam 'vücudunda eksiği veya kusuru olmayanlar' için kurgulanmış ülkemizde. Kurgu hatasıyla tüm bireylerin sürece entegresi sağlanamıyor. Yaşam alanlarının çıkardığı engeller bireylere yükleniyor. Engelli olan kurgu değil birey oluyor.

Halbuki farklılıklar güzeldir, geliştirir. Farklı olanı tanımaya, anlamaya çalışmazsak beynimiz de tektip olur. Ayrımcılık beyinde bulaşıcı hastalık gibi loblara yayılır.. Loblar önemli. Bu kısım içerik olarak önemli.

Engel beyindedir. Beyninizi özgürleştirin. 

Alex Falco Chang çizmiş.

3 Aralık Uluslararası Engelliler Günü..
Geçtiğimiz 3 Aralık'tan bu yana, engellerin kaldırılması adına yapılan düzenlemeler kutlu olsun!
Farklı olun. Fark edin. Farkında olun.

7 Kasım 2014

Güncek

Servisler kaldırılacakmış.
Metro, metrobüs, tramvay güzergahlarında oturanlar bu araçları kullanmak zorunda olacakmış.

Trafiği rahatlatabilir.
İşsizliği de arttırabilir.
Tacizi de.

Sabah saatlerinde zaten var olan aşırı yolcu yoğunluğuna, trafik yoğunluğuna sebep olan, her servisteki ortalama 20 kişi eklendiğinde, rahatlayan ancak birkaç fortçu olur. Çok uzun bir cümle, evet. Silmeyip kısalarla devam edeceğim.
İstanbul insanlarının sabahları toplu taşımalara kendilerini taşıtmaları çok güç bir iş. Her yer o kadar yoğun ki! Servisle işine ulaşıp trafikte oyalananların -hiç olmazsa- arkası sağlam.

Ülkemizde arka önemli.

Şimdi bu bir sürü insana bir de servistekiler eklenince ne olacak? Nasıl binecekler? Nereye dayanacaklar? Kimler dayayacak?
Tatlım bunları düşünmüyor musunuz?
Düşünüyorlar.

Diyecekler ki;
“Heyy heyy bacım tacize uğramışsın bu senin sıkı kalçalarından kaynaklı! Bu senin dar kotundan kaynaklı! Geyikli taytının boynuzlarına takılmış adam! Ugglarının sıcaklığıyla mayışmış! Parfümün etkileyici kokuyormuş! Saçların elektriklenmeyle sakallarına sarılmış! Adam naapsın?”

Diyecekler ki;
“Heyy heyy bacım biz vaktiyle sizin arkanızdaydık. Biz dedik pembe metrobüs yapalım, yumuşak yumuşak gidersiniz. Siz ne yaptınızzz? İstemedinizzzz! O zaman yapacak bir şey yok!”

Suçlu yine mağdur olacak. Kılıf önemli, minare ve çalan.. Bunlar önemli buralarda.
Sonra pembe metrobüs gelecek. Sonra pembe yollar… Değişik renk ayrımcılıkları. Iyy.
Peki servis şoförleri ne olacak? Çoluk çocukları? Muhtaç olmayan böyle bir işi tercih etmez sanırım bu cehennemde. Onlara da bulunacak işi tahmin ediyorum;
“İttirici”
“Sığdırıcı”
“Sıkıştırmacı”
"Tıkmacı"
Yok yok. Bunlar çok kaba olur. Batıdan kelime eklemeli. Kesin şöyle derler;

“Zip Görevlisi”


Olaylar kahverengiye yol alıyor yine.

Saray camlarından kaka yapıyorlar, şemsiyesiziz.

21 Ekim 2014

Haftanın İçi

Rüyamdaki balık süt banyosu yaparken öldü.
Çünkü yaşlıydı.
Eti bayatlamış.



Dünyanın sesi çok yüksek. Mars veya Venüs oklavayla vuracak. "Şşşt!" Sonra olaylar..

Zor günlerden geçiyoruz. Temeller atıldığında demirin eksik olduğunu anlayan "bilmem kaç kişi" bulabilir misiniz?

Demir eksikliği belirtilerini göstermeye başladık;

Yorgunluk ve enerji azlığı: Totomuzu kaldırmıyoruz. En büyük hareketimiz "tıklamak".

Asabiyet: Gerginiz. Aşırı şiddet, vahşet, felaket içeriyoruz.

Yiyecek dışı şeyleri yeme isteği: Birbirimizi yiyoruz, başımızın etini yiyoruz, taşın kökünü, zıkkımın pekini yiyoruz. Terlik de yiyoruz. Çocuklar evde yorganları yiyor. (Bunlar hep ekonomi.)

Odaklanamama: O kadar çok olay var ki, tek odaklanabildiğimiz "Kendi Kıraş".

Tırnaklarda kırılmalar: Bu kadar tırmalarsak tabi..  KPSS, ÖSYS, LYS, ALES, abes. Trafik, HESler, savaşlar..

Unutkanlık: Çernobil'i hatırlıyor musunuz? Soma'yı? Hatırlamıyorsanız ananızı alıp gidin afedersiniz. Yani kalbiniz kurumuş.

Kulak Çınlaması: Uuu söven sevene. Sağ mı, sol mu?

Bunlar gösterdiğimiz belirtiler. Şunlar da göstermediğimiz belirtileri;

Kabızlık: Dünyaya çok güzel .ıçıyoruz. Kabul edelim.

Bağışıklık düşmesi: Bağışıklığımız her duruma, koşula, lafa, söze artmış durumda. Değişik bir şey olduğunu bile farketmiyoruz bazen.

Saç dökülmesi: Kelin merhemi var, kafasına göre paylaşıyor.

Kalitesiz uyku: Çok güzel uyuyoruz? Uyumaktan omur aralıkları açılıp boy atanlar var. Yüksekten bakmayı seviyoruz tabi.

Bu hafta içi de geçse değil mi? Haftaların içi geçik zaten. Çürümüş, kokuyor.

Güneşli günler.


Brian Wildsmith çizmiş.

2 Ekim 2014

Gassal Teyzeyle Gelen Aydınlanma Olayları ☼

Bir gün yine yüreğim ağzımda..


Değil tabiki. Soğukkanlıyım. Kansızım aslında. Anemi. Pekmez varsa yerim.

Üniversite son sınıfta, tez zamanı, sürekli "Duman" dinleyip anketlerden boğulduğum bir dönem vardır. Mühendislik fakültesinde yaptığım anketler, incik cincik sonuçları, SPSS.. Sayısal bilimcilerle sağlıksız iletişim.. Yorumlamalar, sinir bozucu sonuçları, kahve, duman, Duman..

İşte öyle sürekli birbirinin fotokopisi günlerde iç organlarımı kusma hissine kapılabiliyorum. Üşütürsem ağzıma böbreğim gelebiliyor, sıkıldıysam kalbim.. Bunlar tamamen somutun soyut hissedilmesi hali gibi. Neyse ne. Hiç bir iç organımı kusarak kaybetmedim çok şükür. Hepsi ağzıma geldi, geri yuttum. Yerim.

Kuzey cepheliler var. Soğuk insanlar. İçi sıcak değil ki seni ısıtsın. İşte elerken kuzey cepheyi yok ediyoruz. Güney cepheye bakanların balkonu dişleridir. Gülümser ısıtır. Sizin cepheniz hangisi diye 17 soruluk anket hazırlamadım tabi ki işim olmaz da az çok bir çıkarım yapabilirsiniz diye düşünüyorum. 

Bunu ilk düşündüğümde bir gasilhanede babaanneme su tutuyordum. Gassal teyzemizin cephesi kuzeydi. Gassal ölü yıkayanlara deniyor. Gasil ölü yıkama işi. 

Bizden 2 kişi istedi yardıma. Kıyafet verdi. Kuzenimle gittik. Amerikan filmlerinde bir pizzacıda işe başlamış gibiydik.

Sert bir şef : Gassal Teyze. 
2 Çırak : Kuzenim ve ben..
İş Tanımı : Babaannemin son banyosu.

Gassal teyze, böyle hani şefler "Hadi oyalanmayın!" deyip iş kıyafetlerini karnına doğru atar ve bir refleksle yakalamak zorundasındır ya, işte bize öyle yağmurluk tarzı bir şeyler attı. O anda acımızı falan unuttuk sanırım. Baya her şey organizeydi, ve bizim işi hemen kapmamız gerekiyordu. Bir kez yapacaksın ve iyi iş çıkarmalısın. Otoriter öğretmen Gassal Teyze.

-Sen suyu tut!
-Sen sabun ver!
-Örtüyü açmıyoruuzz! Örtüyü çok açmıyoruzzz!
-Suyu sıçratıyorsun!!

Gassal kadın soğuk ve karanlıktı. Güneş almamış.. Eğitim alsa iyi bir yönetici olabilirmiş aslında. Belki de cerrah olabilirdi. Ya da adli tıp uzmanı falan.. Belki de böyle kalıp biraz psikolojik destek alabilir. Kayıp yakınlarına nasıl biraz daha ılımlı yaklaşılır diye. Yaptığı iş de zor kabul ediyorum. İnsanları olduğu gibi kabullenerek böyle anlar yakalamaya da bayılıyorum. Bağlaç olan -de, -da 'yı da çok kullanıyorum. Şimdi farkettim, rahatsız oldum da (!) değiştiremeyeceğim. Bir sonraki yazımda bunun üzerine düşüneceğim. Pardon. Konu dağıldı.

Paylaşmam gereken çok önemli bir bilgi var bu konuyla ilgili :

Dedeniz nineniz param yok diye size bayram harçlığı falan vermiyorsa, elinde olana o benim kefen param diyorsaaaaaa.. O günler geçti!

Belediye ölüm setine hiçbir ücret ödemeden sahip olabiliyorsunuz. Beleş kefen, sabun, sünger, pamuk, karanfil, gülsuyu, kına falan çıkıyor içinden.. O kadar güzel bir paket ki ölürsünüz!

Buradan babaannem ve diğer tüm ölülere rahmet diliyorum. 

Ölüm bizdendir.

Kimileri için Söğütlüçeşme metrobüs durağıyken kimileri için Avcılar durağıdır. Nasıl yolculuk ettiğimiz çok önemlidir.

16 Eylül 2014

AbuhavA

Çayın altını kapatırsın, bir bardak daha alayım derken soğumuştur ya.. Ne de çabuk soğumuştur. Pek de çabuk soğumuştur. Dumanı aldatır. İşte eylül öyle. Sanki güneşin altını kısmışlar da ısıtıyor gibi yapıyor. Pastırmacı.

Eylül Süryanice aylûl kelimesinden dönüşmüştür ki bu da üzüm anlamındadır. Eylül, üzüm ayı. Çocuğunun adını apple (elma) koyan Amerikalılara gülen çılgın Türkler çocuğuna üzüm adını veriyor haberleri yok. Üzülmeyin, cennetteki kapıdan bacadan daha iyi bir anlam bence. Meyve sağlıktır.

Üzüm en fazla çeşidi olan ve sarılgan bir meyvedir. Şaraplık, sofralık, kurutmalık, pekmezlik durumları sözkonusudur. 

Önemli olan mevsim geçişlerinde kendiniz için yapabildiğiniz sıcak şaraplardır. Elma, portakal, tarçın, karanfil, kısık ateş ve köpek öldüren birleşiminden oluşabilen hastalıklara karşı tekme atma etkisi olan bir içecektir kendisi. Arkadaş muhabbetlerini iyice ısıtır. Mmm. mm.


Güz geldi.
Ruhuma dışkılayan mevsimler; güz ve kış..

Bizler de, yani sen de dahil, evrene dışkılıyoruz.

21 Eylül 2014'te Tarihi İklim Zirvesi var. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon (Erkek,70) çağırmış dünya liderlerini, New York'ta buluşacaklar. Bizimki de katılacakmış, bir sağlık sorunu çıkmazsa tabi. İklim değiştirici etkisi malum, umarım dünyaya olumlu el atar. 
İnş cnm ya.

Bu yaşlı ve sıkıcı adamlar orada konuşurken, organik milyonlar olarak biz ne yapacağız diyorsun, farkındayım. Bizler tabi ki önümüzde bir pet şişe su, altımızda yumuşak döner koltuklarda takılmayacağız. Halkın iklim yürüyüşü olacak. Halk olmak ayrıcalıktır. Artık istese de olamayacak, çok ezik insan var. Neyse, 150 Ülkede 2200 eylem olacak. Asıl merkez New York. Orada duygu daha yoğun olacaktır tabi ancak biletler tükenmiş. Muavin koltuğu bile.. Neyse ki şehrimizde de yürüyüş var. Bu tarz yürüyüşlere kayıp kalori gözüyle de bakabilirsiniz. Katılın.

Bizimki 20 Eylül ve 21 Eylülde tünelden, saat 17.00'de başlayacak. 


Daha fazla beton ve arabaya ne gerek var bilmiyorum ama katılacak tüm adamların bunlardan yana olduğunu da biliyorum..  
Kaos. Bu 125 dünya lideri beyin erozyonu geçirse de toprakları havalanıp yeşerse.

Hep derim. Siz hiç takımyıldızlarının kaydığını gördünüz mü? Sürüden ayrılanlar kayar. Takım ruhu kaydırmaz. 

Bir de roka yapraklarına soğan kokusunun sinmesi ne kadar romantiktir. Bunun olmadığı bir dünya düşünemiyorum.

 Sevgiler Eylül, salkımın, salkımının taneleri bol olsun.


30 Ağustos 2014

30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun!

Milli bilincimiz yüksek olsun!

  Ellerde bayraklarla törenlere katılınan, sonrasında lunaparka gidilen bayramlardan olsun. Camlara, balkonlara bayrak asmayı unutmayalım. Sonra bayraklarımızı asıldığı yerden kaldırmayı unutabiliriz.


Küçük bir bayram hediyesi ;)

Zafer işaretinin hikayesi 

Belgelerle kanıtlanamayanı: 

1415'te Fransa ve İngiltere savaşıyorlarmış. İngiliz okçuları çok başarılıymış.
 Fransız askerleri: 
"Eğer bu okçulardan elimize düşen olursa o ok atan parmaklarını keseceğiz!" demişler. 
İngiliz askerleri de:
"Savaşı biz kazanırsak o parmakları gösteririz." demişler ve göstermişler..

Belgelerle kanıtlananı: 

2. Dünya savaşında İngiltere başbakanı Winston Churchill zafer kelimesinin ingilizce karşılığı olan victory kelimesinin baş harfi olan V'yi parmaklarıyla göstermiştir. 

İşaret dilinde de V harfi bu şekilde gösterilmektedir. 

1960'tan itibaren de barış anlamında da kullanılmaya başlanmıştır.

2014 Yılında ülkemizde hala pekaka işareti zannedenler mevcuttur.

Zafer işaretinin kısayolu U+270C 'dir.

Zafer işareti el içe dönük yapıldığında ise ayıp olmaktadır.

Yaşamınızda bol zaferleriniz olsun, daimi barışlar olsun. 

Kutlu olsun. 

Atamıza minnet, sevgi, saygı ve özlemle..


25 Ağustos 2014

İ!

Hermafrodit'i bilir misiniz?
Hermes ile Afrodit'in oğulları. Mitolojik bir hikayesini anlatacağım. Bu aralar oğul hikayelerinden bıktık biliyorum ama bu güzel. Kaynaklardan okuduğumu özetleyeceğim;
Hermafrodit çok yakışıklı bir delikanlıymış, ergenmiş. (Ergenken nasıl çok yakışıklıymış anlamadım ama..) Bir gün ergenlik asilikleriyle evden kaçmış ve gezmeye çıkmış. Bodrum Bardakçı Gölü'ne düşmüş yolu. Oraların güzeli de göl perisi Salmakis'miş. (Ablamız daha olgun bir bayan.) Salmakis Hermafrodit'i görünce dibi düşmüş ve yanına gidip duygularını açıklayıp, abuk subuk tekliflerde bulunmuş. O zamanda bu kadar hız olmaz tabi. Hermafrodit, tüysüz ergen, "Olmaz." demiş. Salmakis kabullenememiş tabi reddedilmeyi. Peri de olsa kadın. Ergen reddi de çok karşılaşılan bir durum değil sonuçta. Bir sonraki görüşünde tekrar denemiş şansını ve tekrar red cevabını almış. Bir kaç gün sonra yine aynı gölde Hermafrodit kendi kendine "Ördek suya daldı, zil çaldı." oynuyormuş. Salmakis de gizli sinsi onu izliyormuş. İzlerken bir anda hallenmiş ve bir çeviklikle göle dalıp Hermafrodit'i ahtapot gibi sarmış. Ama bir şey yapmamış. O an sadece Zeus'a dua etmiş: "Oh tanrım ondan ayrı yaşayamam, bizi asla ayırma!" Zeus da o zamanlar sinek avlıyormuş herhalde, pek dua siparişi yokmuş gibi anında dualarını kabul etmiş ve onları tek vücut haline getirmiş. Bir vücutta hem kadın, hem erkek..

İşte hermafrodit/çiftcinsiyetlilik kavramının isim hikayesi buymuş.

Eşcinsel hareketi olan LGBT'ye eklenen bir "İ" var. Uzun zamandır o "İ" kafa taslağımda. Zamanı geldi.

Nisan 2013'te LGBT hareketi interseksin varlığı üzerine konuşmuş ve interseksi de içine alarak yeniden yapılanma kararı almış. LGBTİ olmuş.

İnterseks hermafroditle aynı anlamda kullanılıyor.

Anlamı anormal üreme ve cinsiyet organlarıyla doğmuş olmak demek.. Kromozom yapısı ile genital yapının uymama durumu.. 
Örneğin kromozom yapısı kız fakat görünüm erkek.. Bir de tam tersi hali var diye kesemiyorum çünkü interseks çok geniş bir biyolojik yelpazeye sahip. Genital organlarda, üreme organlarında ve kromozomlarda olan biyolojik farklılıklarla anlamlandırılıyor. Tek tip bir bedenden söz edilemiyor. 

-Şu an beyniniz çevrenizdeki bu tip insanları tarıyor, buluyor ve bu kişiler üzerinden düşünmeye devam ediyor... gibi geldi.-

Araştırmalara göre doğan her 2000 bebekten 1'i interseksmiş.

İşe yeni başladığım zamanlar, hastanede karşılaştığım bir vaka. Bebeğin "Ali" diye hastaneye yatışı yapılıyor, bir ton tetkikten sonra "Ayşe" diye de taburcu oluyor. Babası pek üzülmüştü; "Oğlum kızmış" diye.. Burada ben bu noktaya takılmıştım. Cinsiyet ayrımcılığı beni benden almıştır hep. Cinsiyet değişimi konusunu da östrojen, testosteron derken çözmüştüm kafamda. 

Çok farklı interseks hikayeleri var. Biraz araştırır okursanız empati serpmiş olursunuz. Toplumsal cinsiyet kavramını gözönüne aldığımızda ülkemizde bu bireylerin sosyal hayatlarının ne kadar da acı olabileceği sonucuna varmak zor değil. 

Zeus dünya için de bir güzellik yapsan süper olur ;) Hemen!

23 Temmuz 2014

MübarekizM

TDK'ya uğradım;
dinsiz 
sıfat
1. sıfat Dinî inancı olmayan
2. Acımasız
Sonra yaşadığımız yuvarlağın dini durumu hakkında yapılan araştırma sonucu oluşturulan haritaya baktım (tıklarsanız kocaman oluyor) ;


Dünya dinli. 
Aşırı dinli.
Dünya acımasız.
Bu durumda TDK dinsize acımasız diyemez. 
TDK'yı ne yapıyoruz? Kınıyoruzzz!

Kınadım ve rahatladım. Şimdi Kadir Gecemiz mübarek olsun kısmına geçip başka şeylerle ilgileneceğim. 

Kadir Gecesi çok hayırlı ve mübarek bir gece. Kuran'ın indirildiği gece. Mübarek olsun.

Okuduğumuzu anladık mı? Hayır. Çünkü okumuyoruz. Okusak da Arapça okuyup sevap topluyoruz, güya. Ben Arapça okumayın demiyorum, bonus olarak yine okuyun ama ne okuduğumuzu da bilmeliyiz. Bilinç önemli.

Yeşil dinimizin rengi. Yeşili yok etmek bizim işimiz..

"Tüm İslam aleminin Kadir Gecesi .." diye dua edemeyeceğim. Dünyadaki tüm iyi, erdemli, ahlaklı, ötekileştirilen, ezilen, öldürülen insanlar için, çocuklar ve hayvanlar için, paylaşılamayıp kana bürünen topraklar, kirletilen denizler için dua edeceğim. 


Buralardaysak şanslıyız.. Tadını çıkarsak ya¿ Sınırları kaldırmamız gereken zamanlarda nasıl da daha arttırılması isteniyor anlayamıyorum..

Meta dünyevidir. Birikimi bir işe yaramaz. İyi sıfatlarla dünya nimetlerinden yararlanıp zamanı gelince ceketimizi aman kefenimizi alıp ayrılalım.. Sonuçta uzun süre bedenimiz yatacak, uyuyanın üzerine kar yağar derler, üşümeyelim diye. Başka amaçlar olsaydı ne olurdu? Cep olurdu.

Barış'a ihtiyacımız var, amin.

..Barış der biraz tuzum ekmeğim olsa
Buz gibi pınar suyundan bir testim olsa
Bir de şöyle püfür püfür bir çınar gölgesi
Kaç kula nasip olur ki keyfin böylesi
Bir lokma ye, bir yudum iç, bir oh çekiver
İlaç neye yarar vade gelmişse eğer..

..Han senin hamam senin konaklar senin
Tarla senin çiftlik senin bağ bostan senin
Diyelim ki dünya malı tümünden senin
Ağız tadıyla yersen bir şeye benzer..

Barış Manço ♥

8 Temmuz 2014

Nevkadaş

Bir insan hayatınıza giriyorsa bir nedeni vardır. Çıkıyorsa da. 
Kimisi yıllarca kalır, kimisi aylarca, kimi saatlerce.. Kimi bi' bakıp çıkar. Kişilerden alacağımız ve onlara vereceğimiz şeylerdir gelmelerine neden. Herkesle farklı paylaşımlarda bulunuruz. Çevremiz bizim pasta dilimlerimizdir. Afiyet olsun, yerseniz.

Biraz arkadaş tanımlamaları yapacağım, sonra eğleniriz falan.

Halı Kaydırmazı: Bu tip arkadaşlarımız bizi frenler. Üzerimizde koşup, dizleri üzerinde kayarak hareket çekmeye çalışan kişiler tüm bu aktiviteyi yapsa bile psikolojimiz yerinden oynamaz. Çünkü bizi sağlam tutan, yerimizde sabitleyen arkadaşımız vardır. 

Ertesi Gün Hapı: Sorumsuzlukla olumsuz sonuçlanan olayların ardından koştuğumuz arkadaş modelidir. Ne yaşadıysanız salya sümük anlatırsınız. Beraber kahve içersiniz ya da başka bir meşrubat çok önemli değil. Rahatlarsınız ve yaşadığınız olayların olumsuzluğunu atarsınız.

Çilekli Aseton: Hayatımızdan çıkarmamız gerekenleri çilek kokusuyla halletmemizi sağlayan arkadaştır kendisi. Açık havada kullanıldığında baş ağrısı yapmaz. O yüzden çok samimi olmadan parkta, kafede buluşulmalı az zaman geçirilmelidir.

Asidi Kaçmış Sarı Gazoz: Kan şekeri diplerde olduğunda iyi gelen arkadaştır. Yoksa kendisi uykusuz, aksi, lanettir. Serin hava arkadaşıdır. Sonbaharda idealdir. Belki de sarışındır, bilemezsiniz.

Ağrı Kesici&Ateş Düşürücü: Mevsim geçişlerinde etkili bir arkadaş modelidir. Çevreden vuran rüzgara, çıplak ayakla bastığınız taşlara, hapşırırken ağzını kapayamayan hödüklerden fışkıran mikroplara karşı önleyicidir. Kesilen etlerinize iyi gelir. Ateşinizi çok düşürürse de uzaklaşmak gerekir. 

57 Numara İnce Çorap: Özel günlerimizde açıklarımızı kapatan arkadaştır. Düğün elbisesi, ayakkabısı, çantası, şalı istenir. Tek ortak noktanız ölçülerinizin, ayak numaranızın aynı olmasıdır. Onun dışında tükürük atmazsınız birbirinize.

Günlük Ped: Geçici arkadaştır. İhtiyacınızı görür atarsınız. Mesela "Senin tanıdığın falcıya gidelim mi?" dersiniz. 2 Saat takılırsınız. O kadar. Sık kullanılması zararlıdır, alerji yapabilir.

Kum Saatini Tıkayan Kum Tanesi: Bir hızla, heyecanla gittiğiniz arkadaş buluşmasında zamana çelme takan ve akmasını durduran arkadaştır. Mümkün değil vakit geçmez. Elde telefon sosyal medyada takılırsın ve kimse çevrimiçi olmaz. O derece.

...
Çok daha sayabilirim belki sonra. Belki tüm bu özelliklere sahip 1 kişi de bulunabilir. Belki de bulunmasa daha iyidir. Siz siz olun herkesi görün. Her şeyi de görün. Her şerri görmeseniz de olur.