9 Ekim 2016

Palamut Zamanı

Hey.
"Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir." demiş rahmetli Charles Baudelaire. Bir de aynı gün doğmuşuz. Tesadüf. 46'sında ölmüş. Deli yaş. İşim olmaz. (Öldürülmezsem tabi.) Şimdi bu cümle iç huzursuzluğun fena hali. Olduğu yerde hiç mutlu olmamış demek.Yazık.
Son zamanlarda, ülkenin de son hallerine binaen ( bu kelime de hep Binali'yi çağrıştırıyor.) herkes gitmekten bahsediyor. Neden? Huzursuzuz. Gidelim. Mi? Bilemedim. Kim nasıl mutluysa. 
Geçenlerde iletiştiğim Suriyeli kadının benimle yaşıt ve torun sahibi olduğunu duyduğumda ABD böğrüme demokrasi getirdi demiştim. Duymuş muydun? Orada yoktun tabi. Neyse sonuçta benden 3 ay büyükmüş ve 20 yaş daha büyük gösteriyordu, aslında tam görünmüyordu da. Kim nasıl görmek isterse.
Daha fazla anlatamayacağım. Sanat iyi gelir. Bana en çok müzik mesela. Müzikten ölmek üzere olduğumu hissettiğimde "Allah hayırlı ölümler versin" duasının bununla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Belki renkleri karıştırırsınız? Karışık renkleri seviyoruz. Çok renk olsun. LGBT olsun.
Git git nereye kadar? Biriktirdiklerimiz çok önemli. Pul koleksiyonu veya konser biletlerinden bahsetmiyorum. 5 Duyu organıyla olan birikimler. Yadsımak garip. Benim noktamdan garip. Ben burna karşı diyaframı iyotla dolduramayacaksam, o yaz da ölsün ben de. Veya ben boğaza paralel bisiklet süremeyeceksem, ya da ben vapurun pupasında cugara tüttüremeyeceksem, veya Galata kulesine bakıp gördüğüm en iyi adam diye iç geçiremeyeceksem, İstiklal'de Mardinli'den midye yiyemeyeceksem, Körfezi mi dolaşalım Topçular'dan mı binelim diye konu konuşulmayacaksa falan filan.. Bu konu da böyle uzayıp gider. Hep bi gitmeler işte.
Palamut zamanı.Onlar gelmişler. Kaçırmayın. Sevgiler.


Palamutla ilgili en dibe not;
Palamutun boyuna göre değişen adları;
Vonoz 12–16 cm 
Kestane palamudu 16–22 cm 
Çingene palamudu 22–28 cm 
Palamut 28–35 cm
Zindandelen 35–40 cm 
Torik 40–45 cm 
Sivri 45–55 cm 
Altıparmak 55–65 cm 
Piçuta 65 cm ve üzeri

10 Haziran 2015

MarmelatizM

Anneannemi oturmaya gittiği komşusu, eve dönmek için kalktığında kayısıya kadar geçirmiş. Kayısı ağacı. Müthiş bir an bence.  
“Sonra beni kayısıya kadar geçirdi.” 
Bu kızlar 75 civarı. Ağır çekimde yaşıyorlar. Sılovmooşın. Ama misafir geçirmeyi atlamıyorlar. Kayısıya kadar da olsa.

Kapıya kadar geçirmek bizde nezakettir. Aktarımı yavaşlamış olabilir. Bu, bağlantıdan veya bellek yetersizliğinden kaynaklıdır bilemeyiz. Her şey mümkün. Sonuçta giden varsa geçirmeli. Ki var, olur. Geçirelim. Kapıya kadar. Totomuzu kaldıralım. Yoksa marmelat olur.



Misafir önemli kültürümüzde. Türk misafirperverliği diye bir nam salmışız. Sorun şu ki en büyük misafirlik dünyadadır ve %çok Türk bunun farkında değildir. Tabi ki %çok İspanyol veya %çok Hint de bunun farkında olmayabilir ancak ben İstanbul’dan konuşuyorum çılgın faniler. Türk misafirperverliği gibi bir dünya misafirperverliği de var aslında. Doğanın bize sundukları inanılmaz. Annem der ki “Eve gelen birini, hiç olmazsa bardak su ikram etmeden evden uğurlamamalısın.” Böyle çok savaş başarılarım var benim. “Alaaaaşkına, annem kızar, bırakmam” falan diye. Neyse biz bir bardak su veririz, doğa şelale sunar bıdı bıdı.. 

Ama nasıl ki 3 günden sonra misafir olduğun evin ferdi sayılırsın, artık yavaştan mutfağa girmeler, çamaşır asmalar başlar.. işte dünya da bunu istiyor. Sonra da git istiyor. Çünkü misafirsin. Sen dünyaya gel, bi işin ucundan tut. Yararın mı dokunur, zararın mı? sonuç seni gelir bulur yine. Evren enerjini alır, yayar ve gitmeni bekler. Çünkü 3 günlük dünyadır. 3 Günden sonra bitkisel hayata girmeler, aklı asmalar başlar. Sonra da gitmen beklenir. Gitmezsen olay olur. Evrenin düzeni bellidir. Sana da belletir.

“Allah aklımızı almadan canımızı alsın” duası çok güzel. Herkes istemeyebilir tabi. Bu da bir seçim. Sonuçta kaybettiği canla aklını da yitiren çok kişi gördük yakın geçmişte. Umarım bir daha olmaz.

Akılla can koalisyona gitse ne güzel olur. Ama ne olursa olsun hayat devrilecektir. Çünkü hiçbir şey sürekli değildir. Değişmeyen tek şey değişimdir. Vaaay kafalar değişik yine. 

Sevgiler Marmelat Hükümeti Vatandaşları!
Ezile ezile kazanacağız!

Ekmeğimize marmelat sürdünüz. Şeker oranına zamanla bakacağız. Umarım şeker pancarı yerine yapay tatlandırıcılar içermiyordur. Mm.

"Mazlum ol zalim olma! Üzülsen de üzen olma. Mahşerde hesap zordur, ezilsen de ezen olma."

12 Mayıs 2015

Y i T

Yani “Yumurtadan İlişki Teorileri”. Romantik. Mumları yakalım.


Bu arada nasılsın? Nasıl oldun? Mevsim geçişi nasıldı? Alerjik durumlar yoktur umarım. Fısfıslar zararlı diyorlar. Bitki çayları iyi gelebilir. O değil de karpuz geliyor karpuzzz! Neyse kapatıyorum, öperim. 

Rafadan İlişki Modeli

Taze bir ilişki türüdür. Aynı sularda çok yüzülmemiş, az muhabbet edilmiş. Belki de görücü tarzı. Kaynaştıktan sonraki 60. saniyede akşam ezanı okunmuş, ateş sönmüş ve eve dönülmüştür. Ancak bu ilişki yürümez gibi. Bi taraf cıvık afedersin. Hahahaha.

Omlet İlişki Modeli

İç içe geçmiş ilişki durumudur. Sınırlar yoktur. Tek farkları bazen bulundukları noktanın ateşi alma açısından dolayı daha çok pişmesi veya pişmemesi durumudur. Birbirlerinin telefonlarını karıştıranlar, banka veya mail şifresini bilenler, aynı donu giyenler, aynı fırçayla diş fırçalayanlar (öğkk(hepsine)) bu grupta sayılabilir. Bazen farklılık olsun diye havalanır ters düz olurlar. Bu; ilişkinin daha iyi pişmesi için önemlidir. Misafirperverdirler. Mantar olsun, sucuk olsun, ıspanak da olur, kavurma da.. Patates ve peynir de.. Gelen giden çoktur.

Yumurtalı Ekmek İlişki Modeli

Evlenip ailesine dayanmaktan bilemedin dayamaktan vazgeçmeyen tiplerin yaşadığı ilişki türüdür. Halbuki anne baba artık yaşlanmıştır yükü atmak ister, ekmek bayattır. Ancak bunlar karı koca bir olur aileyi sararlar ve kendileriyle ateşe atarlar. 

Belki de ekmek çocuklardır. Çocuklarını sarmalayan ateşle direk temasını engelleyen bir korumacı tür de olabilir. Her şey olabilir.

Haşlanmış Yumurta İlişki Modeli

Biraz serttir. Sınırlar bellidir. Ancak birliktelik de vardır. Temas. Sarışın kadın beyaz saçlı erkek tarafından kuşatılmıştır. Bir çeşit İbrahim Tatlıses ve vokali arası kapitalist ilişkiye benzetilebilir. Yumurta haşlanmıştan çok yaşlanmıştır. En büyük aktiviteleri tokuşmaktır. Kıran taraf kazansa da sonuç olarak ikisinin de kabuğu soyulacak ve afiyetle yenilecektir. 

Sahanda Yumurta İlişki Modeli

Aynı yağda kavrulmuş, aynı evin içinde farklı kafalarda yaşayan insanların bulunduğu ilişki türüdür. Özgürlükçüdür. Kimin sarısını kim patlatacak önemli değildir. Dip tutması sıklıkla görülen bir durumdur. Yani temelleri sağlamdır. Tuzlanmasının kokuşmakla bir ilgisi yoktur.

Menemen Model

Olabilecek en karmaşık modeldir. Bir çeşit poligamidir. Banarak biter, tiridine. 3D’ne :P

Tirit yemek suyu demek. Bilmiyorsan söyleyeyim de. Bu yazından bir şey öğrenmedim, 4 dakikam boşa gitti falan deme. Neyse kapatıyorum, öperim. Böyle durumlarda da bir çeşit beyin yumurtlaması yaşıyorum sanırım. Oh sori. Davaynan vurdu.

21 Nisan 2015

O dö..

Hoş geldiniz, kolonya?
Kalkıyor musunuz? Kolonya.
Ne kadar sağlıklı ve temiz milletiz. Canım milletiz. Oh milletiz. Mis milletiz. Millettik..
Kolonya nerede?

Kolonya tutmak diye bir şey vardı. Artık yok. Başka bir şeyi tuttuk sanırım. Kolonyalı mendiller bile kolonyalı değil artık. Bazıları iğrenç, erkek tıraş losyonu kokuyor. Kebap yiyorsun, kolonyalı mendil sunuyorlar, tıraş sonrası hisse kavuşuyorsun. Afiyet de oluyor sıhhat de. Olaylar çok karışık çiko.
Eskiden küçük küçük kolonya dükkanları vardı. Bizim evin orada hala var bir tane. Hiç müşteri görmedim uzun zamandır. Kaldırımdan geçerken keskin bir tütün kolonyası kokusu geliyor. Bu da beni çocukluğumda tütün kolonyası bağımlısı olan doğulu komşularımızın evlerine götürüyor. Tütünle her türlü rahatlayan bir milletiz. Suyunu bile çıkarmışız. Tütün kolonyası üzerinde uyarı yazıları var mı acaba?
"Kapalı yerlerde tütün kolonyası yasaktır."
"18 Yaşını doldurmayanlara tütün kolonyası satışı yapılmaz."
Kolonya doldurma aletini tansiyon aletine benzetmem (pompası, ayarlama çarkı) ve eczanelerde demirbaş olması, sağlıkla büyük ilgisi olduğu hissine kavuşmamı sağlamıştır. O yüzden bu dükkanlardan hep işkillenirdim. Tezgahın ardında eğilmiş, elinde 50 Cc'lik enjektörle kocaman bir hemşire varmış gibi. Hemşire 1.97 ve kaslı memelerini oynatabiliyor. Bir gün tezgahın ardından çıkacak ve enjektördeki kolonyayı tüm vücudumuza sıkıp dezenfekte edecek ve bir daha hasta olmayacağız. Bunlar hep çocukluk uydurmalarım.
Bu uydurmalardan bayramlarda kurtuluyordum tabi. Bayramda şekerin, çikolatanın kankası olarak karşıma çıkıyordu kolonya. Bazen de babamın veya dedemin tıraş sonrası kaymaklarında. Bizde adettir tıraş olunmuş yanaktan öpülür. O zaman da arko kremin ve birinci derece yanağımın kankasıydı.
Kolonyayı 18. yüzyıl İtalyan beylerinden Giovanni Paolo de Feminist, Macar Kraliçesi Elizabeth için yapmış. Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır. Kadınlar adamların yaratıcılıklarını tetikler. Ohh.. Bu cümleleri kurmasam çatlamazdım. Neyse içinde limon, bergamot ve portakal esansları varmış. Adını da "hayranlık uyandıran su" koymuş. Yani eau admirable. Köln'de üretime geçtiğinden "Köln suyu" da denirmiş. Yani "Eau de Cologne". Bağlantı oradan yani. Köln Tıp Fakültesi de bu kokuyu tıbbi ürün olarak onaylamış sonra ver elini Avrupa. Avrupa o dönemlerde hep kolonya kokmuş. Göz yaşartacak kadar. Biz de Köln'e Köln, cologne'ye kolonya demişiz. Bazen çok çılgınız.
Kolonyanın ortalama %93'ü etil alkol kalanı su ve esanstan oluşur. Ağzı kapalı ise de 5 yıl bozulmazmış. Asıl enteresanı verdiği ferahlama hissinin oluşması. Etil alkol uçucu ya hani, uçarken vücut ısımızı alıp uçuyormuş. Allahım nasıl romantik. Bence vücut ısılarımızın etil alkolle uçuşa geçmesine izin vermeliyiz. Madem uçamıyoruz. :P
Kolonya tarifi: 150 Ml etil alkolü 20 Ml su ile çalkalıyoruz.13 Ml limon esansı ekliyoruz ve tekrar karıştırıyoruz. Afiyet olsun. Aman! Güle güle sürün.
Son olarak etil metil farketmez demeyin. Etil alkol daha pahalı metil ucuzdur. Paranıza kıyın alın. Metil alkolün fazla kullanımı veya oral yolla alınması ölümlere yol açıyormuş. Yazdığıma göre denemedim. Saçmalamayın lütfen. Zengin de değilim. :D
Bilindik bir mağazada yıllaaaar yıllar önce deneyip sonra alırım kafasıyla geçiştirdiğim incir sütü kolonyasına selam olsun. Üretimden kaldırmışlar. Bir kaç marka çıkarmış ama ben o incir sütünü başka bir yerde koklamadım. Bizim yazlıktaki mor incirlerin kokusuydu o. Sabah kahvaltıdan önce babamın birkaç kaka yaparım umuduyla topladığı incirlerin kokusu. Tabi ki kara incir deniyor. Öyle ayrıntılarla uğraşacak vaktimiz yok. Böyle şeyleri ana renklerle çözüyoruz. 
Son olarak mandalina kolonyası aldım. Bize gelin, tutarım. Sanırsınız Mersin'desiniz, Adana'dasınız. Güzel yani. Ama bazen de şiveps gibi. Sanki yapış yapışmışım gibi. Bazen de kış gibi. Zaten kış.
Demem o ki kolonyayı bırakınca daha çok kirlenmiş olabilir miyiz?
O santrali yapmayın.
Kuyular asla ak değildir.
Dibini görmeyen sevdiğini görmez.

9 Nisan 2015

Hay

Evet 31.
Argo esprilere hazırlıklı olmam gereken bir yaş. Hepsini kendim yapayım bitsin. Allah çektirmesin.

Yaş Teorilerim:
- 3+1=4 4/4'lük yaş olma ihtimali üzerine yoğunlaşabilirim. Olumlu düşünmek iyidir. Olduğu kadar olmadığı kader. 4/4'lük ritmi de severim. Buğday gibi ritim. Gitarımı uzatır mısın?

- 3-1=2 İkilemem gereken bir yaş da olabilir. Ülke çok yaşanası değil zaten. Ama bu zamanın bu yaşıma gelmesi iyi. Güçlü kadın zamanları. Kalıp yaşanılası hale mi getirmeli, yoksa zaten şurada kaliteli yaşayacağım ortalama 20 yıl daha varken oksijen mi toplayayım? Tamam tamam kalıyorum. Gitmesi gerekenler gitsin. Keşke doğumgünü hediyem olsa. Gitse. Hep beraber kutlardık.

- 3 ve 1. 
3'ün 1'i yaşı olabilir. Yani iğrenç. Her olayın sonucunda avucumu yalayabilirim. Bu avuç yalama olayını da düşününce çok garip. Yalamaktan ortası aşınmış gibi. Belki Ademler, o zamanlarda hiç bir şey yok tabi, yalayıp durmuşlardır öyle oyulmuştur. Hey gidi Ademler. Sizi gidiler. Elma var mı?

Bu 3'ün 1'inin, hareketi dışında, barış sembolüyle ilgisi var. Anlatmadan önce kendime bir pasta ısmarlıyorum. Bi saniye,


Görüyorsunuz ki pasta çok güzel. İnternetten indirdim, beleş, kimbilir kim yaptı. Elleri çınlasın. Barış sembolü karşılıklı çizgilerden oluşuyor. 3 Tane ovalimsi duran çizginin karşısında 1 çizgi. İşte demişler ki siz o barışı zor bulursunuz çocuklar. Aha demişler. Eğer sembolü çevirirseniz bu bir çalı süpürgesine, bilemedin 3 dişli bir tırmığa benzer ve savaşları süpürebilirsiniz. Bunlar çok saçma şeyler.

Saçma olmayan ve bilmemiz gereken bir bilgi var ki o da sembolün nasıl oluştuğu. İnanılmaz. Tam da bu günler için. İhtiyacımız olan büyük şeyler. Öncelikle "Semafor" diye bir haberleşme sisteminden bahsedeceğim. Bu gemiler arası veya dağcılıkta bir iletişim sistemi. Konuşulamayan ancak karşındakini gördüğün zamanlarda kullanılırmış. 2 Elde küçük sarı kırmızı bayraklar var, kare. Onları ve bedeni kullanarak harf yapıyorlar. Ponpon kızların harf yapmasını düşünün işte. Ponpon amcalar yapıyor. 
Grafiker Gerald Holtom İngilizce Nuclear Disarmament yani Nükleer silahsızlanma sözünün baş harflerinin semafor karşılığının birleşiminden oluşan bu sembolü yaratmış. Nükleer santral ülke sakinlerine karşı en büyük silahlanmadır. 
Nükleer santrale hayır! Barış! Barış! Barış!


Neyse ki 31 Hatay'ın plakası ve bu yıl oraya gitmem gerekiyor. En güney. Muhteşem. Ülkemizin en kalabalık 13. şehriymiş. Resmen yaşımın tersi. Ohaa :D Dinlerin bahçesi bir de. Bu kadar din savaşı varken böyle bir yerden bahsetmem ne kadar da umutlandırıcı. Dinlerin barışıyla toplumlar barışır. Eticin gülsün dünya gülsün. Doğumgünüm ve perşembemiz mübarek olsun. Herkese benden karpuz.

Çılgın Yaşlar