eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2014

AbuhavA

Çayın altını kapatırsın, bir bardak daha alayım derken soğumuştur ya.. Ne de çabuk soğumuştur. Pek de çabuk soğumuştur. Dumanı aldatır. İşte eylül öyle. Sanki güneşin altını kısmışlar da ısıtıyor gibi yapıyor. Pastırmacı.

Eylül Süryanice aylûl kelimesinden dönüşmüştür ki bu da üzüm anlamındadır. Eylül, üzüm ayı. Çocuğunun adını apple (elma) koyan Amerikalılara gülen çılgın Türkler çocuğuna üzüm adını veriyor haberleri yok. Üzülmeyin, cennetteki kapıdan bacadan daha iyi bir anlam bence. Meyve sağlıktır.

Üzüm en fazla çeşidi olan ve sarılgan bir meyvedir. Şaraplık, sofralık, kurutmalık, pekmezlik durumları sözkonusudur. 

Önemli olan mevsim geçişlerinde kendiniz için yapabildiğiniz sıcak şaraplardır. Elma, portakal, tarçın, karanfil, kısık ateş ve köpek öldüren birleşiminden oluşabilen hastalıklara karşı tekme atma etkisi olan bir içecektir kendisi. Arkadaş muhabbetlerini iyice ısıtır. Mmm. mm.


Güz geldi.
Ruhuma dışkılayan mevsimler; güz ve kış..

Bizler de, yani sen de dahil, evrene dışkılıyoruz.

21 Eylül 2014'te Tarihi İklim Zirvesi var. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon (Erkek,70) çağırmış dünya liderlerini, New York'ta buluşacaklar. Bizimki de katılacakmış, bir sağlık sorunu çıkmazsa tabi. İklim değiştirici etkisi malum, umarım dünyaya olumlu el atar. 
İnş cnm ya.

Bu yaşlı ve sıkıcı adamlar orada konuşurken, organik milyonlar olarak biz ne yapacağız diyorsun, farkındayım. Bizler tabi ki önümüzde bir pet şişe su, altımızda yumuşak döner koltuklarda takılmayacağız. Halkın iklim yürüyüşü olacak. Halk olmak ayrıcalıktır. Artık istese de olamayacak, çok ezik insan var. Neyse, 150 Ülkede 2200 eylem olacak. Asıl merkez New York. Orada duygu daha yoğun olacaktır tabi ancak biletler tükenmiş. Muavin koltuğu bile.. Neyse ki şehrimizde de yürüyüş var. Bu tarz yürüyüşlere kayıp kalori gözüyle de bakabilirsiniz. Katılın.

Bizimki 20 Eylül ve 21 Eylülde tünelden, saat 17.00'de başlayacak. 


Daha fazla beton ve arabaya ne gerek var bilmiyorum ama katılacak tüm adamların bunlardan yana olduğunu da biliyorum..  
Kaos. Bu 125 dünya lideri beyin erozyonu geçirse de toprakları havalanıp yeşerse.

Hep derim. Siz hiç takımyıldızlarının kaydığını gördünüz mü? Sürüden ayrılanlar kayar. Takım ruhu kaydırmaz. 

Bir de roka yapraklarına soğan kokusunun sinmesi ne kadar romantiktir. Bunun olmadığı bir dünya düşünemiyorum.

 Sevgiler Eylül, salkımın, salkımının taneleri bol olsun.


30 Ağustos 2012

Yaz Düşkünü

Eskilerden beri yaza çok düşkünüm. Bir yaz düşkünüyüm. Yaz düşkünü diye bir kuş olsaydı ekvatorda yaşardı. İnsanoğlu kuş misali.
Kumsalda basılan akorlar özgürdür. Repertuvar gerektirmeden seslerden, nefeslerden gelir şarkı. Gitar doğayla temasa geçer. Kumlar çizer, güneş yakar, sabaha doğru çiy düşer. Ama sesi açılır. Ya da kulaklar açık olduğundan hoş görülür =) Mi minör yaz için çok bas.



Bu yaz çok balık tutamadım. Eylülde hafta sonları gidip tutmayı planlıyorum. Eylülde deniz uyuyor. Adım atmaya kıyamıyorum, sudaki titreşimlerim bozar diye. Teknede motor bile çalıştırılmamalı belki. Sakince, uyuyan denizin saçlarını okşarcasına kürek çekilmeli =) Oltayı atınca çok bekletmiyor balıklar bu zamanda. Oltaya balık geldiğindeki titreşimi misinayı tutarak hissetmek garip ama güzel bir şey. Aslında ucunda can çekişen bir canlı var :( Sanki " Haydi çek ben daha fazla çekmeyeyim." diyor. O yuvarlak ağızlarını incitmeden iğneyi çıkarma girişimi az sonra onu yiyeceğinin gerçeğiyle çelişen durum.




Midye konusundaki rutinimizi de bozduk bu yıl. Hep bira mayasına yatırılır ve midye tava yapılırdı. Bu kez iskeleden (telefonun 5 çektiği yer =)) internete bağlanıp midye dolma tarifi bulduk ve denedik. Müthiş oldu. Ama çok uğraşmalı. Midye çıkarma kısmı eğlenceli ama. Suyla temas eğlenceli ;) Çıkaranlar ve tekne kontrolcüsü ekibinden oluşuyor. Yaklaşık 80 civarı çıkardık. Midyelerin arasından çıkan minik yengeçler, deniz yıldızları ve diğer deniz canlıları muhteşem. İnsanın suda yaşayası geliyor. Sonra kumsala dönüp midyeleri temizledik. Midye tava için sadece içlerini çıkarmak yeterliyken, dolma için dış yüzeyindeki tortuları bıçakla kazımamız gerekti. Zor bir iş. Dün Beyoğlu'nda sokakta midye dolma satan bir çocuğa sordum. "Özel makineleri var abla, ben 1 poşeti 5 dakikada temizliyorum." dedi. "UuUuUu"
Neyse daha sonra içlerini bozmadan açıp, pisliğini alıp suda bekletmek ve daha sonra tekrar tekrar yıkamak gerekiyor. En sonunda da iç pilavı koyup tencerede biber dolması gibi sıkışık sıkışık diziyorsun ki kapakları açılmasın. Sonra soğumasını bekliyoruz gece yiyeceğiz ki haber geliyor. Soğumuş mu diye anlamaya çalışan biri emin olmak için hepsini yemiş. Sabaha karşı şaka olduğunu öğrenip yedim. Müthişti. O dünkü oğlanın midyesinin pilavı tırttı. 3 Tane yiyebildim :D



Bir gün sabit bir yerde yaşamam gerektiğinde penceremden görmek istediğim manzaralardan biri de "BURUN". Kemerli olması sanırım beni çekiyor =) Kekik kokularını bizim görmediğimiz deliklerinden verdiğini biliyorum :> Bu görüntü hiç bozulmasın ben buralardayken (bencil duası). Benim anılarım ona karşı birikti. Her daldığımda beni kokladığını da biliyorum =) Öperim ucundan.