koku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2020

Koku Soğancığı


Şehirde çok koku var. Ama İstanbul, ama İstanbul; kokar mokar tok tutar.

Bazen, çoğu zaman kokuların iç organlarıma yerleştiğini hissediyorum. Eve gittiğimde bir kova suya bir kapak çamaşır suyu ekleyip akciğerlerimi 37 dakika bekletip, durulayıp tekrar yerine koymak istiyorum. Çamaşır suyu da kokuyor ama. Bazen de bulaşık teliyle ovmak. Kalbimi birkaç saat balkonda ipe asıp havalandırmak… Hepsini yutuyorum yani.. Dalağım falan üzgün. 
Organik kokulara karşı çok da tepkili değilim. Kimsenin şartlarını bilemiyoruz. Elektrikleri kesildiğinden ödevini yapamayan millet, suları kesilince kokabilir. Bu kesilenlerin de neden çoğul olduğunu anlamıyorum. Kesilen elektrik ve su. Seslerim kesildi demiyoruz mesela. Halbuki do, re, mi, fa, ah, oh hepsi kesiliyor. İşler çok kırışık, ütülüyorum. Geçen katıldığım bir düğünde ütülü abiye elbisesiyle beni öpen akrabamın uzun süre saçımda kokusunu taşıdım. Akrabam. Saçımda.
Parfüm yasaklanmalı. Zevkler ve renklerin tartışılmadığı (yaw he he) şu yüzyılda bir başkasının iğrenç kimyasal kokusu diğerlerinin ciğerini ilgilendirmez. Mesela sokak düğünü yapılırken jandarma gelir ve 2872 sayılı Çevre Kanunu gereğince desibeliniz yüksekse (max 5 dBA olmalı) para cezası keser. Sanki jandarma gram mı takacak, niye gelsin? İşte bir koku ölçme birimi de olmalı. Olfaktometre var mesela. İçinden fak geçiyor. Koku olup olmadığını, koku yoğunluğunun şiddetini ölçüyor. Ama işimizi görmez. Koku diğer insanları rahatsız ettiği zaman kokunun duty free eş değeriyle cezası kesilmeli. Açıkların da değerlendirilmesi bu olabilir. Açık parfüm yoktur, perdesiz ev vardır. Bak buralar koktu.
Garavel var Garaveeel. Yazık. Özkan Uğur'ın Gora'da canlandırdığı karakter. Hani koklayarak insanları tanıyor, bazı dergileri de kokluyor içerikten etkileniyor falan. Yaşlandıkça azalmazsa yaşlanınca dişi Garavel olabilirim. Önceki hayatımda hayvan da olabilirim. Önceki hayat varsa ve önceki hayatta hayvanlar da varsa. Konuşarak, koklaşarak anlaşabilirim. Koklaşarak tek taraflı tabi, birinin kokusu çıktığında gömerim. Uu. Mesela yılanlar da dil aracılığı ile koku alırlar. Dil aracıdır. Aracı. Kimin aracı? Kokunun.


Hayat çamaşır makinesi. Sıkmasına denk geldik. Çok hızlı dönüyor ve sıkılıyoruz. Bazıları sıkmadan hemen önce yumuşatıcıyı ekliyor, koku daha kalıcı olsun diye. Bilmiyorsunuz ki o yumuşatıcı da kimyasal. Kalıcı kimyasal. Burnumun derinliklerindeki kimyasal çekmecesine yerleşiyor onlar. Tıpkı kokusu abartılan şampuanlardaki gibi.. 
Her şeyin doğalı mis. Subjen her yer iğde ağacı, ıhlamur, hanımeli kokabilir mesela. Bunlar esintiyle burnunuza girer. Haa bir de kaktüs çiçeğinin kokusu var. Burnunu sokarsan alırsın ancak. Her şeye burnu sokmamakta fayda var. Dikeni batar. 
Koku soğancığı iyi ki var. Yorgun ve meraklı biri. Sürekli aynı şeyi koklamaktan yoruluyor. Yeni şeyler arıyor. Ve o sırada o kokuya alıştık diyoruz ya işte algılamıyoruz. Teşekkürler koku soğancığı. Seni pembeleşinceye kadar beynimin ateşinde döndürür yerim.
Ben bu yazıyı yazarken bir arkadaşım da sosyal medya yeni yıl parfüm çekilişine beni etiketlemiş. Silmedim. İstemediğin ot dibinde bitermiş.
Ben bir kahve koklayıp fabrika ayarlarıma döneyim ve devam edeyim. Başbaş.

6 Şubat 2015

Mukus iki

Geçen aklıma "pışık" geldi. 
Çok duygulandım.
Hani bir şey söylersiniz de karşınızdaki onaylamaz. İşte o anda işaret parmağıyla bir gözünün alt kapağından aşağı çekerek "bende o göz var mı?" anlamında "o göz"ü görmenizi sağlar. Bazılarında gerçekten vardır,  bazıları ise blöf yapmıştır. Bu, eski bir analiz durumudur.
Sokak kültürünün, mahalle dilinin yok olması hüzünlendirici. Artık sümüklü bir çocuğa bile çok rastlamıyoruz. Tamam, millet olarak sümüklerimizi toplamamız güzel bir durum ancak o sokakta da sümük güzel görünüyordu. Şimdi site veya aveme çocuklarında hiç sümük gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü ebeveynleriyle takılıyorlar. E ebeveyn her şeyi hallediyor. Eskiden çocuk sokakta akranlarıyla takılırdı. Ve burnu akan çocuk, sümüğünü yese bile diğerlerinin umrunda olmazdı. Ergenliğe kadar sümük doğal bir dışavurumdu.
Doğalgaza geçmediğimiz zamanlarda da kömürlük sonrası bronzlaşan sümükler olurdu.
Duygulanmaca.
Bir de sümüğünü yiyen çocuk akıllı olur derlermiş. Bu; çocuk kafayı yemeden önceki aşama şükrü olmalı. 
Bebekler ağlarken sümükleri baloncuk oluşturduğunda onların uçma ihtimalini düşünürdüm. O balon büyüyor, büyüyor kocaman oluyor. İçi helyum dolu. Sonra bebek havalanıyor ve uçuyor. Tüm parkları gezdikten sonra hapşırıp evine düşüyor. Bunlar hep absürt.


Burun önemli. Çok iyi koku almak bazen iyi mi kötü mü bilemiyorum. Bazen zaten. Parfümden hiç hoşlanmıyorum. En itici ile en çekicinin aynı kokma ihtimali var sonuçta, yapay kokular. Ve kimse alerjisi olanları düşünmüyor. Birlikte yaşayabilmeye ters bir durum aslında. Bu, kalabalıklarda daha rahatsız edici olabiliyor. Apartmandan halı silkeleyenle, otobüse parfüm sıkarak binen arasında bir fark yok bence. Yapmayın lütfen. O değil de geçen incir sütlü kolonya kokladım. Mis. 
Alerjisi olanları burnunun üzerindeki "alerji selamı"nın oluşturduğu çizgiden anlamak mümkünmüş. Alerjilililer (lililili) burunlarını sürekli ellerinin iç tarafıyla yukarı doğru iterlermiş. Bu hareket onları rahatlatırmış. Hareketin adı da "alerji selamı"ymış. "Aleyküm selam"ı da aynıymış. Böylelikle burnu yukarı ittire ittire üzerinde kıvrım sonucu oluşan çizgi kalıcı hale gelebilirmiş.
Sümüğün %95'i suymuş. Su yüzdesi fazla olan şeylere ilgim var son 2 yazıdır.
Oh sümük.
Bu yazımı, yazlıktan sevgili arkadaşlarım Sümük 1, Sümük 3 ve Sümük 4'e armağan ediyorum.


*Sümük 2 tabi ki benim. :D :P
**Başlık uladı, kusura bakmayın. =)