Senle ben birbirimizi eşit görürsek bu dünyanın meseleleri kalmaz.
25 Eylül 2012
Bozkırın Tezenesi...
Etiketler:
Hayati Boyacıoğlu,
Neşet Ertaş,
Yalan Dünya,
zeynep erdim,
zeyneptunjupiterdim
21 Eylül 2012
İETT mektubu..
İETT ile duygu paylaşımımı paylaşıyorum..
Sevgili İETT
Bugün yaşadığım ulaşım şeklini sizinle paylaşmak istedim. Rutin aynı şeyi yaşıyorum aslında (veya yaşıyoruz diye bir topluluktan da bahsedebilirim, büyük bir topluluk..). Bugün cuma ya, çok paylaşımcıyım.
Sabah uyanma sürecine girmeme gerek yok, özel hayat sonuçta, önemli. Otobüs beklerken en az 2 metre uzaktan durup mahremiyet bölgeme sokmadığım insanlarla, otobüste beden temaslarında bulunmak özel hayat kavramıyla çelişiyor gerçi. Bakın kafam karıştı şimdi. Nasıl yapalım?
Neyse çıktım otobüs bekliyorum. Geldi sağ olsun, gelmeyenler de var. Biraz yoğundu. %98 Ayakta yolculuk yapıyorum zaten. Ayakta 30 dakika işe gittiğimde gerçekten çok dinç oluyorum, oturursam uyurum çünkü. Sonra ayılamıyorsun, kahveler kahveler.. Ayrıca böyle yukarıya tutununca vücut bir açıyor kendini, kollar, sırt bölgesi uyanıyor. Sabah sporu gibi. Pilates topunda esnesem bu kadar olmaz. Ve daha da önemli bir nokta; ayakta yolculuk yapan insanların sörfte başarılı olma ihtimali oturarak gidenlere göre %83 fazladır, bence. Denge çok önemli. Uykuda kaybettiğim dengeyi otobüste yakalıyorum. O virajları alırken falan çok başarılıyım, görmeniz gerek.
Nasıl optimistim ama?
Bir süre gittikten sonra daha da yoğunlaşmaya başladı. 3. Duraktan binmeme rağmen önden 3. koltuğa kadar ilerleyebildim. Genç kızlar, oğlanlar falan var oturan. Yaşlı insanlara yer vermiyorlar, çünkü yorgunlar ve uykuları var. Eğitim sistemi çarpmış herkesi.
Sağımda anadolu kokan bir amca var, 65 civarıdır. Şoför önden bağırıyor "Orta sıraaa ilerleyelimm!" Sonuçta herkes işe gidecek evet, biz nasıl o otobüsü kullanıyorsak güzergahtaki herkesin hakkı bu. Yine ses geliyor "Koridoru çift sıra yapalıııım!" Sıfır beden modasıyla tabi ki koridoru çift sıra yapabiliriz ancak Türk genleri taşıyoruz diye geçiyor aklımdan. Binemeyenlere üzülüyorum tabi. Ama geneli, bir şekilde göğüs topuna çıkar gibi biniyor. Biz iyice küçükbaş taşıyan kamyonet görünümüne bürünüyoruz. Hangi post kimin belli değil. Biri yanımdaki amcaya kızıyor ilerlesin diye. Amca eski adam: "Bayan var!" diyor ve dibime girmiyor. Gevşememiş nesilden, ya da gerilmemiş. O sırada haber dinlemeye çalıştığımdan, muhabbeti çok duymuyorum ama baya bir direniyor bana yaklaşmamak için, başarıyor. Selam olsun.
Bu sırada arkamda duran başka bir adamla otobüs hareket ettikçe temas halinde olmak zorunda kalıyoruz. Genel olarak bakıldığında böyle bir olaydan rahatsız olmayacak bir tip gibi. Ki olmuyor da. Ben böyle bir ittirmeler, kötü bakmalar falan. O da "Otobüsün hali belli minnoş" bakışlarıyla beni rahatsız ediyor. Ben bu kez biraz öne çıkayım diyorum. Ama oturan bir adam var önümde de. Göbeğimi biraz içime çeksem daha gidebilir miyim denemeleri yapayım diyorum. Ama kas yani sonuçta..
Çok optimistim.
Sonra ben düşünüyorum da arkamdaki ve bende, ikimizde de gitar olsa hazır sırt sırta vermişiz, ritm atsa, ben de bir solo yürüsem şöyle bütün sapta.. O sırada bir alt geçitten geçiyoruz, her yer karanlık.. Sarı ışıklar var böyle sanki sadece ikimizin üzerinde. Biz böyle dünyaca ünlü bir grupmuşuz.. O kadar beğeniliyormuşuz ki, bir Türk yapımcı hemen dizi çekmiş bize "1000enler"... Bir şarkı besteliyoruz hemen, dizi müziği:
"Siz benim nereden bindiğimi nereden bileceksiniz?"
Fena optimistim.
Sonra indim ben. Oksijeni buldum. Mahremiyet alanımı kontrol altına aldım. İşimin başına geçtim. Şükrettim; yazabildiğime..
"Okuduğumuzu anladık mı?" bölümü de kalkmış mıdır kitaplardan?
Teşekkürler, İyi çalışmalar.
--
=)
Sevgili İETT
Bugün yaşadığım ulaşım şeklini sizinle paylaşmak istedim. Rutin aynı şeyi yaşıyorum aslında (veya yaşıyoruz diye bir topluluktan da bahsedebilirim, büyük bir topluluk..). Bugün cuma ya, çok paylaşımcıyım.
Sabah uyanma sürecine girmeme gerek yok, özel hayat sonuçta, önemli. Otobüs beklerken en az 2 metre uzaktan durup mahremiyet bölgeme sokmadığım insanlarla, otobüste beden temaslarında bulunmak özel hayat kavramıyla çelişiyor gerçi. Bakın kafam karıştı şimdi. Nasıl yapalım?
Neyse çıktım otobüs bekliyorum. Geldi sağ olsun, gelmeyenler de var. Biraz yoğundu. %98 Ayakta yolculuk yapıyorum zaten. Ayakta 30 dakika işe gittiğimde gerçekten çok dinç oluyorum, oturursam uyurum çünkü. Sonra ayılamıyorsun, kahveler kahveler.. Ayrıca böyle yukarıya tutununca vücut bir açıyor kendini, kollar, sırt bölgesi uyanıyor. Sabah sporu gibi. Pilates topunda esnesem bu kadar olmaz. Ve daha da önemli bir nokta; ayakta yolculuk yapan insanların sörfte başarılı olma ihtimali oturarak gidenlere göre %83 fazladır, bence. Denge çok önemli. Uykuda kaybettiğim dengeyi otobüste yakalıyorum. O virajları alırken falan çok başarılıyım, görmeniz gerek.
Nasıl optimistim ama?
Bir süre gittikten sonra daha da yoğunlaşmaya başladı. 3. Duraktan binmeme rağmen önden 3. koltuğa kadar ilerleyebildim. Genç kızlar, oğlanlar falan var oturan. Yaşlı insanlara yer vermiyorlar, çünkü yorgunlar ve uykuları var. Eğitim sistemi çarpmış herkesi.
Sağımda anadolu kokan bir amca var, 65 civarıdır. Şoför önden bağırıyor "Orta sıraaa ilerleyelimm!" Sonuçta herkes işe gidecek evet, biz nasıl o otobüsü kullanıyorsak güzergahtaki herkesin hakkı bu. Yine ses geliyor "Koridoru çift sıra yapalıııım!" Sıfır beden modasıyla tabi ki koridoru çift sıra yapabiliriz ancak Türk genleri taşıyoruz diye geçiyor aklımdan. Binemeyenlere üzülüyorum tabi. Ama geneli, bir şekilde göğüs topuna çıkar gibi biniyor. Biz iyice küçükbaş taşıyan kamyonet görünümüne bürünüyoruz. Hangi post kimin belli değil. Biri yanımdaki amcaya kızıyor ilerlesin diye. Amca eski adam: "Bayan var!" diyor ve dibime girmiyor. Gevşememiş nesilden, ya da gerilmemiş. O sırada haber dinlemeye çalıştığımdan, muhabbeti çok duymuyorum ama baya bir direniyor bana yaklaşmamak için, başarıyor. Selam olsun.
Bu sırada arkamda duran başka bir adamla otobüs hareket ettikçe temas halinde olmak zorunda kalıyoruz. Genel olarak bakıldığında böyle bir olaydan rahatsız olmayacak bir tip gibi. Ki olmuyor da. Ben böyle bir ittirmeler, kötü bakmalar falan. O da "Otobüsün hali belli minnoş" bakışlarıyla beni rahatsız ediyor. Ben bu kez biraz öne çıkayım diyorum. Ama oturan bir adam var önümde de. Göbeğimi biraz içime çeksem daha gidebilir miyim denemeleri yapayım diyorum. Ama kas yani sonuçta..
Çok optimistim.
Sonra ben düşünüyorum da arkamdaki ve bende, ikimizde de gitar olsa hazır sırt sırta vermişiz, ritm atsa, ben de bir solo yürüsem şöyle bütün sapta.. O sırada bir alt geçitten geçiyoruz, her yer karanlık.. Sarı ışıklar var böyle sanki sadece ikimizin üzerinde. Biz böyle dünyaca ünlü bir grupmuşuz.. O kadar beğeniliyormuşuz ki, bir Türk yapımcı hemen dizi çekmiş bize "1000enler"... Bir şarkı besteliyoruz hemen, dizi müziği:
"Siz benim nereden bindiğimi nereden bileceksiniz?"
Fena optimistim.
Sonra indim ben. Oksijeni buldum. Mahremiyet alanımı kontrol altına aldım. İşimin başına geçtim. Şükrettim; yazabildiğime..
"Okuduğumuzu anladık mı?" bölümü de kalkmış mıdır kitaplardan?
Teşekkürler, İyi çalışmalar.
--
=)
12 Eylül 2012
+
Ulusça kan kaybettiğimiz bu zamanlarda A Milli Basketbol ve A Milli Futbol takımlarımızın iki ünite kan desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Biraz daha pembeleştik sanki. Tüm kazanımlarımız ve dualarımız şehitlerimizle olsun. Bedenimiz ülkemiz, damarlarımız şehitlerimiz olsun. Umudumuzu ve yurttaşlık bilincimizi yitirmememiz dileğiyle..
Tasarım: Baykuş
30 Ağustos 2012
Yaz Düşkünü
Eskilerden beri yaza çok düşkünüm. Bir yaz düşkünüyüm. Yaz düşkünü diye bir kuş olsaydı ekvatorda yaşardı. İnsanoğlu kuş misali.
Kumsalda basılan akorlar özgürdür. Repertuvar gerektirmeden seslerden, nefeslerden gelir şarkı. Gitar doğayla temasa geçer. Kumlar çizer, güneş yakar, sabaha doğru çiy düşer. Ama sesi açılır. Ya da kulaklar açık olduğundan hoş görülür =) Mi minör yaz için çok bas.
Bu yaz çok balık tutamadım. Eylülde hafta sonları gidip tutmayı planlıyorum. Eylülde deniz uyuyor. Adım atmaya kıyamıyorum, sudaki titreşimlerim bozar diye. Teknede motor bile çalıştırılmamalı belki. Sakince, uyuyan denizin saçlarını okşarcasına kürek çekilmeli =) Oltayı atınca çok bekletmiyor balıklar bu zamanda. Oltaya balık geldiğindeki titreşimi misinayı tutarak hissetmek garip ama güzel bir şey. Aslında ucunda can çekişen bir canlı var :( Sanki " Haydi çek ben daha fazla çekmeyeyim." diyor. O yuvarlak ağızlarını incitmeden iğneyi çıkarma girişimi az sonra onu yiyeceğinin gerçeğiyle çelişen durum.
Midye konusundaki rutinimizi de bozduk bu yıl. Hep bira mayasına yatırılır ve midye tava yapılırdı. Bu kez iskeleden (telefonun 5 çektiği yer =)) internete bağlanıp midye dolma tarifi bulduk ve denedik. Müthiş oldu. Ama çok uğraşmalı. Midye çıkarma kısmı eğlenceli ama. Suyla temas eğlenceli ;) Çıkaranlar ve tekne kontrolcüsü ekibinden oluşuyor. Yaklaşık 80 civarı çıkardık. Midyelerin arasından çıkan minik yengeçler, deniz yıldızları ve diğer deniz canlıları muhteşem. İnsanın suda yaşayası geliyor. Sonra kumsala dönüp midyeleri temizledik. Midye tava için sadece içlerini çıkarmak yeterliyken, dolma için dış yüzeyindeki tortuları bıçakla kazımamız gerekti. Zor bir iş. Dün Beyoğlu'nda sokakta midye dolma satan bir çocuğa sordum. "Özel makineleri var abla, ben 1 poşeti 5 dakikada temizliyorum." dedi. "UuUuUu"
Neyse daha sonra içlerini bozmadan açıp, pisliğini alıp suda bekletmek ve daha sonra tekrar tekrar yıkamak gerekiyor. En sonunda da iç pilavı koyup tencerede biber dolması gibi sıkışık sıkışık diziyorsun ki kapakları açılmasın. Sonra soğumasını bekliyoruz gece yiyeceğiz ki haber geliyor. Soğumuş mu diye anlamaya çalışan biri emin olmak için hepsini yemiş. Sabaha karşı şaka olduğunu öğrenip yedim. Müthişti. O dünkü oğlanın midyesinin pilavı tırttı. 3 Tane yiyebildim :D
Bir gün sabit bir yerde yaşamam gerektiğinde penceremden görmek istediğim manzaralardan biri de "BURUN". Kemerli olması sanırım beni çekiyor =) Kekik kokularını bizim görmediğimiz deliklerinden verdiğini biliyorum :> Bu görüntü hiç bozulmasın ben buralardayken (bencil duası). Benim anılarım ona karşı birikti. Her daldığımda beni kokladığını da biliyorum =) Öperim ucundan.
Neyse daha sonra içlerini bozmadan açıp, pisliğini alıp suda bekletmek ve daha sonra tekrar tekrar yıkamak gerekiyor. En sonunda da iç pilavı koyup tencerede biber dolması gibi sıkışık sıkışık diziyorsun ki kapakları açılmasın. Sonra soğumasını bekliyoruz gece yiyeceğiz ki haber geliyor. Soğumuş mu diye anlamaya çalışan biri emin olmak için hepsini yemiş. Sabaha karşı şaka olduğunu öğrenip yedim. Müthişti. O dünkü oğlanın midyesinin pilavı tırttı. 3 Tane yiyebildim :D
Bir gün sabit bir yerde yaşamam gerektiğinde penceremden görmek istediğim manzaralardan biri de "BURUN". Kemerli olması sanırım beni çekiyor =) Kekik kokularını bizim görmediğimiz deliklerinden verdiğini biliyorum :> Bu görüntü hiç bozulmasın ben buralardayken (bencil duası). Benim anılarım ona karşı birikti. Her daldığımda beni kokladığını da biliyorum =) Öperim ucundan.
Etiketler:
burun,
deniz yıldızı,
eylül,
iskele,
istavrit,
kekik kokusu,
midye,
midye dolma,
midye tava,
yaz düşkünü,
yengeç,
zeynep erdim,
zeyneptün jüpiterdim
Bilinçli Bayram Olsun..
Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı ise, “Başaracağım” diye başlayarak sonunda “Başardım” diyebilenindir.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Mustafa Kemal ATATÜRK
26 Temmuz 2012
eskifonlar
Minikken iki adet kibrit kutusunun kutu kısmını ayırır, ortasına küçük bir delik açardık. Yaklaşık 3 metre civarı bir ipin uçlarını deliklerden geçirir düğümler güya telefon yapardık. İp uzun olmalı çünkü telefonun amacı uzak yerden iletişim kurmak. :P Mesela koridorun iki ucu, mesela alt komşu balkonu =) Düğüm atılan, konuşma ve dinleme tarafı çukur olan yer. Sanki o çukura konuşunca ipten ses gidiyor ve karşı kutuya ulaşıyormuşçasına. İpin herhangi bir yere değmemesi gerek çünkü sesi keser. Tırt yani.
Cep telefonu olmayan okul zamanlarında çok sevdiğim arkadaşım Porsuk ile eve döndüğümüzde neredeyse 1 saat ev telefonundan konuşurduk. Ne konuştuğumuz hakkında pek bir fikrim yok. Tek bildiğim çok eğlendiğimiz. Onun bir çekmecesi vardı. Hani her evde olan içinde bir arada görmenin zor olacağı bir sürü gereksiz eşya olan çekmecelerden. Her gün oradan bir parça seçerdik,üzerine felsefe yapar gülerdik. Sabit sosyalleşmeler..
Lise sona doğru cep telefonu almalar başladı. Kocaman bunlar, o yıllarda babalar kemerde taşıyor. Okulda iki zümre sınıfız. Sınıfta en hızlı mesaj atma yeteneğine sahibim o zamanlar. 40 Dakikanın yarısında bir sınıf diğer yarısında kalan sınıf sınav oluyor. Önce sınav olan sınıf hoca yoldayken soruları diğer sınıfa gönderiyor.. O zamandan beri mesaj atmayı sevmem. Atanı da sevmem. Gelen mesajları da okuma sürem ortalama 2 iş günüdür.
Devam eden yıllarda benim renk sevdamdan dolayı değişik markalarda cep telefonlarım oldu.
-Turuncu dana kadar bir telefon. Görsen güneş doğdu dersin.
-Minicik bir pembe telefon. Kapağı değişiyordu. Ekranla kapak arasındaki boşluğa tivitili küpemin kırılan tivitisini koymuştum. Çıngırak gibiydi.
-Renksizlikten ölen telefonum vardı. Renkli ojelerle boyamıştım.
-Bir telefonumun da 3 tuşu kopmuştu. Oraya en sertinden bir beyaz leblebi yerleştirmiştim. O telefonu 1 yıl kullandım ve o leblebi bana mısın demedi. Diş tabi kırılır. O yüzden beyaz leblebi aslında tuştur. Neden yiyoruz? Gazı alınmamış nohutmuş o. O gazla kırılmıyor.
Bizim yazlıkta telefon çekmezdi. Hala da çekmiyor. Ki Marmara denizindeyiz. O büyükseller oralarından çekim alanı uyduruyorlar. Kuzenim anjelik 15 yıllık sevgilisiyle konuşmak için kumsal boyunca şebeke ararken lakabı şebeke anjelik kaldı.
Bir de yazlıkta çoook eskiden telefon kulübesi vardı. Köy camisi, köy bakkalı ve köy kahvesi nin üçgeninde köy meydanında. O zamanlar telefon yok tabi evlerimizde ve ceplerimizde. Biraz daha büyük arkadaşlarımız sevgililerine kulübenin numarasını verirlerdi ve akşam bir saate randevulaşırlardı. O saat geldiğinde 8 kişi gider o kulübeye sıkışır ve telefonun gelmesini beklerdik. Arkadaşımız ve sevgilisinin konuşmalarını biz, bakkal, hoca, köylüler hep beraber dinlerdik. Sonra o köyde tüm kış bizi konuşurlardı. E yani.
Lise sona doğru cep telefonu almalar başladı. Kocaman bunlar, o yıllarda babalar kemerde taşıyor. Okulda iki zümre sınıfız. Sınıfta en hızlı mesaj atma yeteneğine sahibim o zamanlar. 40 Dakikanın yarısında bir sınıf diğer yarısında kalan sınıf sınav oluyor. Önce sınav olan sınıf hoca yoldayken soruları diğer sınıfa gönderiyor.. O zamandan beri mesaj atmayı sevmem. Atanı da sevmem. Gelen mesajları da okuma sürem ortalama 2 iş günüdür.
Devam eden yıllarda benim renk sevdamdan dolayı değişik markalarda cep telefonlarım oldu.
-Turuncu dana kadar bir telefon. Görsen güneş doğdu dersin.
-Minicik bir pembe telefon. Kapağı değişiyordu. Ekranla kapak arasındaki boşluğa tivitili küpemin kırılan tivitisini koymuştum. Çıngırak gibiydi.
-Renksizlikten ölen telefonum vardı. Renkli ojelerle boyamıştım.
-Bir telefonumun da 3 tuşu kopmuştu. Oraya en sertinden bir beyaz leblebi yerleştirmiştim. O telefonu 1 yıl kullandım ve o leblebi bana mısın demedi. Diş tabi kırılır. O yüzden beyaz leblebi aslında tuştur. Neden yiyoruz? Gazı alınmamış nohutmuş o. O gazla kırılmıyor.
Bizim yazlıkta telefon çekmezdi. Hala da çekmiyor. Ki Marmara denizindeyiz. O büyükseller oralarından çekim alanı uyduruyorlar. Kuzenim anjelik 15 yıllık sevgilisiyle konuşmak için kumsal boyunca şebeke ararken lakabı şebeke anjelik kaldı.
Bir de yazlıkta çoook eskiden telefon kulübesi vardı. Köy camisi, köy bakkalı ve köy kahvesi nin üçgeninde köy meydanında. O zamanlar telefon yok tabi evlerimizde ve ceplerimizde. Biraz daha büyük arkadaşlarımız sevgililerine kulübenin numarasını verirlerdi ve akşam bir saate randevulaşırlardı. O saat geldiğinde 8 kişi gider o kulübeye sıkışır ve telefonun gelmesini beklerdik. Arkadaşımız ve sevgilisinin konuşmalarını biz, bakkal, hoca, köylüler hep beraber dinlerdik. Sonra o köyde tüm kış bizi konuşurlardı. E yani.
12 Temmuz 2012
Taşşeron Kafalı
Sağlık ekip işidir!
Taşeron işçisi köle değildir!
İstanbul Tıp Fakültesi köklü bir üniversitedir.
Üniversite özgür, demokratik zihinleri barındıran kölelik zihniyetini barındırmayan eğitim kurumudur.
Üniversite özgür, demokratik zihinleri barındıran kölelik zihniyetini barındırmayan eğitim kurumuydu.
Kurum bacanın içindeki atıktı ve akıttı.
Türkiye,İstanbul,Sur İçi, 2012
İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde taşeron şirket üzerinden işçi çalıştırmakta. 3 Aylık süreçlerde giriş çıkış yapılmakta, yeni sözleşme imzalatılmakta. Tazminat hakkı yok sayılmakta. Ön lisans mezunları ilk okul mezunu statüsünde, yüksek lisans mezunları lise mezunu statüsünde çalışıtırılmakta. Uzun yıllardır bünyesinde çalışan işçilere 4-D kadrosu için KPSS zorunluluğu tanımaktadır. Ama bebeğim soruların verildiği ya da satın alınabildiği grup değil ki bu? Nasıl yapacağız? Hı hıı evet.
1 Temmuz 2012 itibariyle işçilere günlük, iki günlük sözleşmeler dayatıldı. İçeriğindeki maddelerde de ücret kesilmesi, yol parasının kesilmesinden bahsediliyor. İTF taşeron işçileri bu sözleşmeye imza atmamakta ve direnmektedirler. 6 Temmuz günü Dekan ve Başhekimin katıldığı toplantıda tatmin edici açıklamalar yapılmadı ve işçiler rektörlüğe yürüyüş kararı aldı. Cerrahpaşa ve Haseki Kardiyoloji'nin de katılımıyla rektörlüğe yüründü. Seçilen 5 temsilci, rektör olmadığı için üniversite genel sekreteri ile görüştü. Taleplerinin iletileceğine dair söz alıp dönüldü. 9-10-11 Temmuzda da yürüyüşler devam etti. Hala net bir açıklama yok. Temizlik personelleri tehdit ediliyor katılımları baskılanarak engelleniyor. Direniş devam etmekte. İşçiler sözleşmeleri imzalamamakta.
Bu süreçlerde çalışanı bilgilendiren Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği büyük ve önemli rol üstlenmiştir. Daha ayrıntılı bilgi ve takip için:
http://tasisder.com/
Her ampulün wattının aynı olmasını tabi ki beklemiyoruz. Ancak işlev aydınlatmaksa patlamayacaksın.
Taşeron işçisi köle değildir!
İstanbul Tıp Fakültesi köklü bir üniversitedir.
Üniversite özgür, demokratik zihinleri barındıran kölelik zihniyetini barındırmayan eğitim kurumudur.
Üniversite özgür, demokratik zihinleri barındıran kölelik zihniyetini barındırmayan eğitim kurumuydu.
Kurum bacanın içindeki atıktı ve akıttı.
Türkiye,İstanbul,Sur İçi, 2012
İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde taşeron şirket üzerinden işçi çalıştırmakta. 3 Aylık süreçlerde giriş çıkış yapılmakta, yeni sözleşme imzalatılmakta. Tazminat hakkı yok sayılmakta. Ön lisans mezunları ilk okul mezunu statüsünde, yüksek lisans mezunları lise mezunu statüsünde çalışıtırılmakta. Uzun yıllardır bünyesinde çalışan işçilere 4-D kadrosu için KPSS zorunluluğu tanımaktadır. Ama bebeğim soruların verildiği ya da satın alınabildiği grup değil ki bu? Nasıl yapacağız? Hı hıı evet.
1 Temmuz 2012 itibariyle işçilere günlük, iki günlük sözleşmeler dayatıldı. İçeriğindeki maddelerde de ücret kesilmesi, yol parasının kesilmesinden bahsediliyor. İTF taşeron işçileri bu sözleşmeye imza atmamakta ve direnmektedirler. 6 Temmuz günü Dekan ve Başhekimin katıldığı toplantıda tatmin edici açıklamalar yapılmadı ve işçiler rektörlüğe yürüyüş kararı aldı. Cerrahpaşa ve Haseki Kardiyoloji'nin de katılımıyla rektörlüğe yüründü. Seçilen 5 temsilci, rektör olmadığı için üniversite genel sekreteri ile görüştü. Taleplerinin iletileceğine dair söz alıp dönüldü. 9-10-11 Temmuzda da yürüyüşler devam etti. Hala net bir açıklama yok. Temizlik personelleri tehdit ediliyor katılımları baskılanarak engelleniyor. Direniş devam etmekte. İşçiler sözleşmeleri imzalamamakta.
Bu süreçlerde çalışanı bilgilendiren Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği büyük ve önemli rol üstlenmiştir. Daha ayrıntılı bilgi ve takip için:
http://tasisder.com/
Her ampulün wattının aynı olmasını tabi ki beklemiyoruz. Ancak işlev aydınlatmaksa patlamayacaksın.
4 Temmuz 2012
30 Haziran 2012
Kocası Sağ Mı?
Kadınlar konusunda herkesin bir fikri var. Kadınların bile kadınlar konusunda acımasız, ön yargılı, kaba, acıtan duruşları var. Baş sokacak bir ev misali bir erkeğe muhtaç durumu varmış gibi. Baba evi, koca evi, oğlunun evi.. İşinize bakın, bilimle ilgilenin, müzik dinleyin ve dans edin.
-Çok açma
-Çok kapama
-Gerektiğinde aç kapa
-Çalış
-Çalışma
-Evde çalış, emekli olma, emekçi de olma..
-Evlen
-Doğur
-Doğurma
-Boşan-ma
-Bakımlı ol
-Akıllı ol-ma
-Kıllı ol
-Türk kızı
-Kürt kızı
-Dürt kızı
-Çok açma
-Çok kapama
-Gerektiğinde aç kapa
-Çalış
-Çalışma
-Evde çalış, emekli olma, emekçi de olma..
-Evlen
-Doğur
-Doğurma
-Boşan-ma
-Bakımlı ol
-Akıllı ol-ma
-Kıllı ol
-Türk kızı
-Kürt kızı
-Dürt kızı
22 Haziran 2012
Ki Yaz..
Güneş enerjisiyle çalışıyorum. Yazları sıcak ve kurak olurum. Sıcakkanlı ve ağız kuraklığı yani.. =) Kışları soğuk ve yağışlı. Hep üşürüm, Elim, ayağım soğuk. Kanım, demirim düşük.. Her an ağlamaklı..Ağlamıyorum tabi, tuz kaybetmemek gerek. Denizden çıkınca da o tuzu severim ben. Tansiyon düştü, yala kendini çıksın.. Su güzel, haydi gel..
Evlerde kullanılan ışıklar da gündüz ve gece bence. Sarı ışık güneş, beyaz ışık ay demek. O yüzden hiç sevmem beyaz ışığı. Enerjimi alıyor. Sanki karanlık her yer de el feneriyle gezmem gerek. Sarı ışık süper ama. Dans et, müzik dinle... O la laaa.. Balll..
Denizi solumakla dağı solumak bir değildir, ancak ikisi bir aradaysa orası cennettir. Ada cennettir. Koy cennettir. Kıyı cennettir. Umarım şu an tüm iyi insan ruhları cennettedir. Ve orası güneşli ve serindir. Işığı bol olsun derler ya göz kamaştırmaz mı? Gözümüz olur mu? İç göz mü, dış mı? İç göz kamaştırıcı bir aşk diliyorum herkese.
Yazın ısısı, kokusu, rengi, tadı, enerjisi çok kaliteli. Daha sorunsuz. Deprem olsa dışarıda yatar herkes sorun olmaz falan. İç rahatlatıcı. Kıçı kırık kaldırım taşlarına basma sonucu sıçrayan suyla ıslansan kuruması kolay. Yol yapım çalışmalarında etrafın çamur olma ihtimali neredeyse yok. İşçiler üşümek yerine bronzlaşıyorlar. Mevsim meyve ve sebzeleri şahane. Teşekkürler Türkiye.. Enlemine, boylamına.. Politikan kamaşsın.
İçi geçmiş karpuz zamanı yazın bitimine işarettir. Lütfen karpuzlar lütfen.. Yata yata büyüdünüz. Çok yorgun olmamalısınız. İçiniz geçmesin. Bu yaz uzun,oksijenli ve eğlenceli geçsin.
Evlerde kullanılan ışıklar da gündüz ve gece bence. Sarı ışık güneş, beyaz ışık ay demek. O yüzden hiç sevmem beyaz ışığı. Enerjimi alıyor. Sanki karanlık her yer de el feneriyle gezmem gerek. Sarı ışık süper ama. Dans et, müzik dinle... O la laaa.. Balll..
Denizi solumakla dağı solumak bir değildir, ancak ikisi bir aradaysa orası cennettir. Ada cennettir. Koy cennettir. Kıyı cennettir. Umarım şu an tüm iyi insan ruhları cennettedir. Ve orası güneşli ve serindir. Işığı bol olsun derler ya göz kamaştırmaz mı? Gözümüz olur mu? İç göz mü, dış mı? İç göz kamaştırıcı bir aşk diliyorum herkese.
Yazın ısısı, kokusu, rengi, tadı, enerjisi çok kaliteli. Daha sorunsuz. Deprem olsa dışarıda yatar herkes sorun olmaz falan. İç rahatlatıcı. Kıçı kırık kaldırım taşlarına basma sonucu sıçrayan suyla ıslansan kuruması kolay. Yol yapım çalışmalarında etrafın çamur olma ihtimali neredeyse yok. İşçiler üşümek yerine bronzlaşıyorlar. Mevsim meyve ve sebzeleri şahane. Teşekkürler Türkiye.. Enlemine, boylamına.. Politikan kamaşsın.
İçi geçmiş karpuz zamanı yazın bitimine işarettir. Lütfen karpuzlar lütfen.. Yata yata büyüdünüz. Çok yorgun olmamalısınız. İçiniz geçmesin. Bu yaz uzun,oksijenli ve eğlenceli geçsin.
30 Mayıs 2012
zigot
Dünya ne kadar etrafımızda dönüyor. Belki de dünyayı biz döndürüyoruz.. Dünya kadın mı? Kadın çekirdekte mi?
Yıllarca biyoloji dersi gördük. Sperm ve döllenmiş yumurta arasındaki farkı öğrenememiş olduğumuzu gördüm ben; "Kürtaj cinayetse, mastürbasyon soykırımdır." cümlesiyle.. Regl de mi soykırım? Döllenmemiş yumurtaları atıyoruz. Ezberci eğitim beyin cinayetidir.
Tecavüz edilen kadın döllenmiş yumurtasından nefret eder. Yumurtası olmasından nefret eder. Kadın olmasından nefret eder. Tecavüz kişilik cinayetidir.
Zorla evlendirilmiş, kaçırılmış kadın için kocası kabustur. Cinselliği şiddettir. Fiziksel şiddettir. Ruhsal şiddettir. Şiddet hücre cinayetidir.
Sorunsal gebeliği sonlandırmak sağlık açısından önemlidir. Anneye zarar verecekse sonlandırılır. Ancak herkes şuursuzca seks yapsın, yumurtalar büyük zevkle döllensin, sonra zamanı değildi diye kürtaj olsun. Bu noktada cinayet vardır! Buna önlem tabi ki alınmalıdır. Yasa olur, tasa olur. Mantık sınırları içerisinde sorun yoktur. İflas eden bir aile artık bakamayız diye asla çocuklarının hayatını sonlandırmaz. Gözden ırak gönülden ırak olabilir. İç gözünüz çıkmasın.
Şiddet büyük sorun.Yaşlıya şiddet,doktora şiddet, öğretmene şiddet,askere şiddet,kadına şiddet,çocuğa şiddet,sanatçıya şiddet,sporcuya şiddet.. Hangi topluluktaysa kişiler o zaman ayaklanıyorlar. Şiddete gerekli yasalar getirilse..Eğitim büyük sorun. İçi boş okulların. Eğitim içeriği doldurulsa.. O zaman zigota şiddet te bir şekilde önlenmez mi?
İnsan tavuğu da yer yumurtayı da.
Yıllarca biyoloji dersi gördük. Sperm ve döllenmiş yumurta arasındaki farkı öğrenememiş olduğumuzu gördüm ben; "Kürtaj cinayetse, mastürbasyon soykırımdır." cümlesiyle.. Regl de mi soykırım? Döllenmemiş yumurtaları atıyoruz. Ezberci eğitim beyin cinayetidir.
Tecavüz edilen kadın döllenmiş yumurtasından nefret eder. Yumurtası olmasından nefret eder. Kadın olmasından nefret eder. Tecavüz kişilik cinayetidir.
Zorla evlendirilmiş, kaçırılmış kadın için kocası kabustur. Cinselliği şiddettir. Fiziksel şiddettir. Ruhsal şiddettir. Şiddet hücre cinayetidir.
Sorunsal gebeliği sonlandırmak sağlık açısından önemlidir. Anneye zarar verecekse sonlandırılır. Ancak herkes şuursuzca seks yapsın, yumurtalar büyük zevkle döllensin, sonra zamanı değildi diye kürtaj olsun. Bu noktada cinayet vardır! Buna önlem tabi ki alınmalıdır. Yasa olur, tasa olur. Mantık sınırları içerisinde sorun yoktur. İflas eden bir aile artık bakamayız diye asla çocuklarının hayatını sonlandırmaz. Gözden ırak gönülden ırak olabilir. İç gözünüz çıkmasın.
Şiddet büyük sorun.Yaşlıya şiddet,doktora şiddet, öğretmene şiddet,askere şiddet,kadına şiddet,çocuğa şiddet,sanatçıya şiddet,sporcuya şiddet.. Hangi topluluktaysa kişiler o zaman ayaklanıyorlar. Şiddete gerekli yasalar getirilse..Eğitim büyük sorun. İçi boş okulların. Eğitim içeriği doldurulsa.. O zaman zigota şiddet te bir şekilde önlenmez mi?
İnsan tavuğu da yer yumurtayı da.
22 Mayıs 2012
med cezir
Etiketler:
1 hafta kanayıp ölmeyen canlıdan korkmak,
adet,
aybaşı,
cezir,
dönemsel şişkinlik,
med,
mens,
regl
11 Mayıs 2012
Topumu Kes Anne
Cennet annelerin ayağının altındaymış ya "Alırım seni ayağımın altına" diyen bir anne aslında "Çocuğum cennetliksin" demek ister. Terliğini fırlatan bir anne "Yavrum sana cennetin kapılarını açtım" mesajı verir. Çocuklukta asla akıl ermez annenin yaptıklarına. Ergenken hiç ermez. Annelerin günü kutlu olsun. Kapitalist hediyeler.. Nasıl biliyorsanız.
Bence kampanya başlatılmalı. Anneler üzerine küfür bitmeli, bitirmeyecekler olacağından aza indirilmeli. Buradan olayı futbola bağlayacağım.
Türk futbol taraftarının %96'sı erkek kişidir. Ve 3 bileşeni vardır:seks,küfür,şiddet. Bir Galatasaraylı olarak yazıyorum. Taksim'den Seyrantepe'ye gitmek, ki metroyla olsa dahi maç günü tam bir kabus. Bedenen ve ruhen yıpratıcı bir süreç. Duymamaya,görmemeye çalışayım, oramı buramı koruyayım derken çok yaşlanıyor ruh. Genelde erkekler -kibarca- seksten bahsediyorlar. Ama seks yapmak istedikleri kişiler rakip takımın öncelikle annesi, eşi, kız kardeşi, teyzesi hatta -geçenlerde şok yaşadım- anneanne ve babaannesi. Genel olarak kan bağı olan kadınları. Ve bu adamlar bu kişileri sıralarken asla rahatsız olmuyorlar.
Metroda bir maça gidiyoruz yine. O hafta içi Ayten Alpman vefat etmişti ve o gün anma töreninden dönen yaşları bir hayli olgun eski türk hanımefendileri var. Gevşek ergenler metroda bağırıyorlar yine küfürlü. Hanımefendilerden biri dedi ki "Oğlum, biz de Galatasaraylıyız ancak sizin bu yaptığınız ve söyledikleriniz çok ayıp." Bunun cevabı olan tezahürat geldi "Küfüre karşıyız, küfüre karşıyız,ama son keeeeezzz......................."
Maçta futbolcuya "Hadi bebeğim" diye seslendiğimde adamlar şaşırıyorlar. Bir kez de "Baban ölsün" ü denedim. Yaklaşık 20 kişi baktı. Değişik geldi onlara. Çünkü aşağılanması gereken kişi anne. Babayı neden karıştırıyoruz değil mi?
Stat erkekleri birbirlerinden gaza geliyorlar. Ne zaman küfür etmiyorlar biliyorum. Yanında annesi, sevgilisi, kız çocuğu, kız arkadaşı, herhangi bir kadın olduğunda. O zaman erkeğin ettiği küfür "ssssssssss" ile kalıyor. Ve sevgilisi varsa sevimli olmak için seni seviyoruma bağlar. Yo.
Cezalı maçlarda kadın seyirci olması ayrı bir problem bence. Cezalı maç seyircisiz maçtır. Kadınlar yok mu? Kadınlarla cezalandırma olayı değişik. Çığlıklardan mı rahatsız oluyorsunuz? Her zaman mı?
Bu durumda maçlara erkekler 1 kadın refakatçi eşliğinde gitmelidir diye bir sonuç çıkarabilirim. Kombineler kadın eşliğinde satılabilir, 2. koltuğu %50 indirimli versinler. Bu kez erkekler kadınlara gebe kalsın. Futbolun ayak oyunu olduğunu, cennetin de anaların ayakları altında olduğunu sürekli hatırlatmalı. Başka bir şey oldu çünkü futbol. Abartı.
12.05.2012 Fenerbahçe-Galatasaray
13.05.2012 Anneler Günü
İyi olan kazansın. Kupayı annelere ithaf etsin. Ve yeni sezon için diller değiştirilsin. Yoksa o anneler dilinizi koparır.
*Bu yazımı Fenerbahçeli olan anneme ithaf ediyorum.
**Galatasaray üzerinden örnek vererek öz eleştiri yapma özelliğimizi gösterdim.
***Tüm takım taraftarı olan erkekler, %96 aynısınız.
3 Mayıs 2012
bir şehir çek, nemli olsun..
Ne zaman rakım arttırsam, denizden uzaklaşsam vücudum tepki veriyor. Nefes alamıyorum, burnum kanıyor. Sıkıntı var. Kıyı kıyı gitmem gerek. Yoksa sonunda "Kanlı Sümük" adlı ,gerilim, kısa filmimi çekmek zorunda kalacağım.
Kuru şehirlerde gördüğüm nemli köpek burunları duygulandırıyor beni. Acıyorum kendime o anlarda.
Kuru şehirlerde gördüğüm nemli köpek burunları duygulandırıyor beni. Acıyorum kendime o anlarda.
Üniversitede yaşadığım şehir de ayrı bir kuru ve soğuktu. Uzun süren kış aylarında sadece deniz seviyeme inmek için evden çıktığım zamanlar olmuştur. Çünkü bence acı yemek gibi soğuk yemek te insanın mazoşistliğidir ve gerek yoktur. Hayatta fena hazları olan şeyler var, uu.
Ben hayvana, bitkiye de yabancıyım. Öyle çimlerde koşmak gibi özenişlerim var ancak koşamam. Nereye bastığımı bilmem gerek. Kaymak betonlarda her türlü yabancı maddeyi görebiliriz. Ancak çimlerin arasında göremem. O canlılarla tanışmadığımdan işkillenirim. Toprağa basıp enerji atmak olayı benim için evde iki saksıya basmaktır. Kötü yaşam..
En mutlu olduğum doğa koşulu su altı. Oradaki canlılarla da aram iyi. Deniz atı kovalamayı, kestanelerin bana batmalarını, balıkların ayaklarımı öpmelerini sevdim hep. Teknemi oyunlarıyla devirme noktasına gelen yunuslara bile kızmıyorum. Su acıyı azaltır, temizliktir. Mutsuzsan denize bakmaya gidersin.. Kızgınsan denize taş atarsın.. İçin doluysa çirkinleşip boşaltırsın bazen =) Akıntı olmasa su bunları taşıyamaz. Sır saklamak ağırdır.. Bu ağırlıktan köpürür su bazen.. Her yaz insanlar büyük bir saygıyla ziyaret ettiğinden göklere çıktığı da oluyor. O kadar da havası olsun, buhar suyun ruhudur =)
23 Nisan 2012
üstün fil
Küçük Emir her gece uyumadan önce babasıyla dualar edermiş. Önce babası söyler, sonra Emir tekrarlarmış. Bir gece babası şöyle dua etmiş: "Allah'ım sen Filistin'deki kardeşlerimizi koru." Emir tekrar etmiş: "Allah'ım sen Filüstün'deki kardeşlerimizi koru, fil üstüne çıkalım, bizi de koru."


Çocuk beyni eğlenceli çalışır. Her daim tadını çıkarmalı ve beslemeli. Çocuklar bayramınız kutlu olsun! Çok çılgınsınız.. Asla beyninize giren besinlerle yetinmeyin. Şişman beyinler olun!
9 Nisan 2012
28
Yeni yaşım, hangi şehrin plakasıysa, o yıl o şehre gitmeyi seviyorum. Çok
yaşlandığımda, mesela 126 yaşıma geldiğimde, ben o ili ilçeyken gezmiş
olacağımdan 65–70 yaş civarı gibi sona ereceğini düşünüyorum. Bu yıl Giresun..
Giresun'da fındık var. Fındıkkıran.. UuUuUu..Nefis Türk fındıkları.. Fındık kreması gibi yaş =)
Bugüne kadar olanlar çok güzeldi,teşekkür ederim (rabbim,annem,babam). Seviye yükselterek devam etmeyi umuyorum. Finale yaklaştığımda hala 3 canım olsun =)
Perçemli, koca gözlü, sivri burunlu yaş.. Hoş gelmiş..
5 Nisan 2012
hacıyatmaZ
X ve Y yıllardır birbirini götürmeye çalışıyormuş. Ama araya hep Z girmiş. Bir problemde Z'yi 0 ile çarparak yok etmişler ve X, Y'yi yemeğe götürmüş.
Çatalların, kaşıkların düzgün yerleştirildiği süslü bir yemek masasında sipariş vermişler. İlk salata gelmiş. X kibarlık olsun diye salatayı hazırlamak istemiş. Sirkeye uzanmış ve o sırada koluyla çarptığı tuzluk uçmuş ve kırılmış. Hemen görevli gelmiş yerleri süpürmüş. Tam silmeye başlamış ki yanlışlıkla Y'yi de silmiş. X masada yalnız kalmış. Y'ıllardır Y'iyemediği Y'yi Y'ine Y'itirmiş.
Sonuç olarak artık masalarda hacıyatmaz tuzluk kullanmalıyız bence. Sakarlıklardan geriye yok olmuş ilişkiler, tuz buz olmuş tuzluklar, ziyan olmuş tuzlar kalmasın.
Çatalların, kaşıkların düzgün yerleştirildiği süslü bir yemek masasında sipariş vermişler. İlk salata gelmiş. X kibarlık olsun diye salatayı hazırlamak istemiş. Sirkeye uzanmış ve o sırada koluyla çarptığı tuzluk uçmuş ve kırılmış. Hemen görevli gelmiş yerleri süpürmüş. Tam silmeye başlamış ki yanlışlıkla Y'yi de silmiş. X masada yalnız kalmış. Y'ıllardır Y'iyemediği Y'yi Y'ine Y'itirmiş.
Sonuç olarak artık masalarda hacıyatmaz tuzluk kullanmalıyız bence. Sakarlıklardan geriye yok olmuş ilişkiler, tuz buz olmuş tuzluklar, ziyan olmuş tuzlar kalmasın.
Fikir: Zeynep Erdim
Modelleme: 3ds Beyin Hücresi
Zikir: Oytun Yılmaz
Modelleme ve Render: 3ds Max
Etiketler:
hacıyatmaz,
oytun yılmaz,
tuz,
tuzluk,
x,
y,
z,
zeynep erdim
1 Nisan 2012
20 Mart 2012
oh beee =)
Ve beklenen güneşi gördüm, beklediğim ısıya geldim.. Midemdeki çiçekler açmaya, kelebekler uçuşmaya başladı. Umarım herkes aşık olur. Bu mevsimde iyidir. Yaz çok sıcak.. =)
Mart; güneşi gördüm ya kazık atsan da kazmamı yakar otururum, sorun değil.
Asıl heyecanım karpuza, sandalete karşı. Vapurda dışarıda oturmalı yolculuğa karşı. Ne zaman ki güneş tüm yüzümü öper, bedenime sarılır o zaman tatile çıkarım. Dağdan esen kekik kokuları eşliğinde yüzerim, balık tutarım. Bir kelebek gezerse etrafımda kim geldi acaba diye benzetmeye çalışırım kaybettiklerime..
Hoş geldin bahar.. İnsanların soğuk yüzü gitsin sıcak yüzü gelsin seninle birlikte...
18 Mart 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















