İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2013

*

Sosyal medyada kar* temalı fotoğraf ve yorum paylaşımlarının artmasıyla birlikte iyice bir içim üşüyor. Bildiğin gri ağırlıklı kente beyazlar düşmüş. Siyah-beyaz fotoğraflar paylaşılıyor sürekli. Renkli olmak iyidir. Hiç öyle enteresan bir kar fotoğrafına rastlamıyorum. Evet benim ön yargım var ama ılımlı ve serin bir kafam da var. Olmuyor. Kısmet. Olmayınca olmuyor.

Mantık arayıp içselleştirmeye çalışıyorum. Mantık ne burada? Kar gelecek mikrobu alacak, gidecek. Kendisi biraz yüzsüz. Gözüne bakıyorum, kalkmıyor. Çamur atıp gidiyor. Mikrobu alsın da.. Bu olayın da bilimsel bir temele dayandığı yok aslında. Olay mikrobun soğukta yaşayamaması. Kendimi mikrop gibi hissediyorum, soğukta yaşamaya zorlanıyorum. Bir gün kar beni de alacak.

Amerikalı Wilson Bentley: Kar bilimci, fotoğrafçı.. İlk kar fotoğrafını çektiğinde defterine şu notu düşmüş:

 “15 Ocak 1885. Sıcaklık –2 C, rüzgarlı bir hava. Yaklaşık 13 mm boyunda kar taneleri düşüyor. İlk kar kristalleri çekildi.”

Vuuhu!

Wilsoncuğum -Allah rahmet eylesin- 50 Yıl boyunca kar kristali fotoğrafı çekmiş. Hiç bir kar kristali aynı değilmiş! Çok ilginç, insan gibi, bir elin parmakları gibi. Bu durumda kardanadamda çoklu kişilik bozukluğu olması, beklenilen durumdur. Kar kristalleri fotoğraflarına bakınca dantel motiflerine benzettim. Bunlardan bizim masa örtülerimiz, havlu kenarlarımız,  televizyon üstü ve vitrin içi örtülerimiz kesin vardır..


Kayakçıların kar cinsine göre, kar tanımlamaları varmış. Patates püresi, karnabahar, şampanya... Kimisinde kaymak kolay, kimisinde zormuş.. Kimisiyle kartopu bile yapılamazmış. Tüm doğal sular gibi kar da renksizmiş, şeffaf. Yansımayla aldığı renk beyazmış. Pembe, turuncu, mor yağdığı da görülmüş. "Kırmızı kar yağınca" diye büyük konuşmayın, yağabilir :>

Vee veeee bugüne dek yeryüzüne teşrif eden en büyük kar tanesi 15 inç genişlik ve 8 inç kalınlıkla 28 Ocak 1887′de Fort Kegh Montana’da yağmış. Yağmakla kalmayıp Guinness'e girmiş.
15 İnç=38.1 santimetre
8 İnç=20.32 santimetre
Direk kartopu gönderilmiş aslında. Aynı yıl ve gün Eyfel Kulesi inşasına başlanmış. Dünya baki ve faniler tarafından büyük şeyler hissetmiş. Kıyamam.

Dondurma yemek isteyince azarlanan çocukların kartopu oynamaları bir zafer olabilir. Soğuk taşa oturmak da. Ebeveynler bu noktada gol yemiş olurlar, bence. Çünkü enseden kar atma şakası yapacak milyonlarca çocuk var. Kar suyu geçiren milyonlarca ayakkabı.. Çocuğun da mikrobu alınsın tabi.

90'larda çocukken, karlı bir günde abimle anneme kar yediğimizi itiraf ettik. "aaa" dedi, "ooo" dedi, "hmm" dedi, "Gidip kar getirin biraz" dedi. O zamanlar evler sobalı. "Burası" dedi "İstanbul, başka İstanbul yok." Bu arada getirdiğimiz karları metal bir kase içerisinde sobanın üzerine koydu. Biz bakıyoruz tabi acaba ısıtıp mı verecek? Paşa karı mı yapacak? Paşa çayı varsa, karı da vardır. "Köy olsaydı" dedi, "Böööyle temiz, mis, doğal.. Yerdik." O sırada kar eridi tabi. Ve kahverengi bir suya dönüştü. "İşte" dedi. "İstanbul'da kar.. İsterseniz yiyin." Yer miyiz? Yemeyiz. Ihlamur içtik.

Annemin üzerinde beyaz laboratuvar önlüğü eksikti. Ama biz görüyorduk. Bilim önemli. Deney önemli. Çocuklukta çok daha önemli. İşte ben o gün anladım ki hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir.Uygulama sıfır tabi : 
Yıllaaar sonra Rumeli Hisarında arkadaşlarla bir çay bahçesindeyiz. Menüde bir tost fotoğrafı var, tükürüklerime sahip çıkamadım. Ama umduğumu bulamamaktan da çok korkuyorum. Garsona sordum, "Tostlarınız menüdeki fotoğraftaki gibi mi?" 
"Hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir hanfendi!" dedi.
"..*.."

Güneş de en sevdiğim yıldız ama kar topluyor.. Hayat böyle.. Hayat bir çeşit "yıldızlı bkz." dır. Dipnotlara göz gezdirmezseniz, tüm sayfayı tekrar okumak zorunda kalabilirsiniz. 

28 Aralık 2012

varTÜMEgel

        İstanbul'un sınırlarında , denize girilebilen dönemlerde, minik bir kayığımız vardı. Dört yaş civarlarındaydım. Babamın abimle ikimiz için geliştirdiği süper yöntemle çok eğlenirdik. İpin bir ucunu simitlerimize, diğer ucunu da kayığa bağlardı. Sonra motoru gazlardı.. Vuhuuu ! Tubing benim ata sporumdur =))
       Kayığı kışın kullanmadığımız dönemde kıyıya yatırırdık. Kıyının karşısında bir yokuş. Yokuştan inen bir kamyon. Kamyonun boşalan freni..
        Sonra kayığa kamyon çarptı. :D Ve sonra ihtiyacı olanların sobalarında çıtırdadı : çingenelerrr, çok çılgınsınız.





       Bir gün abimle, oturduğumuz sitenin etrafındaki tarlalara, uğur böceği toplamaya gitmiştik. Papatyaların üzerinden şişelerimize bir sürü uğur böceği biriktirdik.. Sonra onları site içinde salıyorduk mu, ne yapıyorduk? Anlam veremedim şimdi. Uzaktan iki çingene kadın, bir tanesi beline bebesini bağlamış, bize elleriyle gel işareti yaptılar. Biz bir topuklarsın oradan.. 5. Katta olan evimize kan ter içinde çıktık ve terliklerimizi falan içeri aldık, terliğimizden tanırlar diye :D Annem de sakinleşmemiz için ne dediysek yapıyor.. Sonuçta kayığımızı ısınmak için yakan bizi de yakar.. O zamanlar tümden geliyoruz hep.

       İlk tanık olduğum kazanın kamyon ve kayık arasında olması ister istemez hayatımı etkiledi. Ve o çingene kadınlar bizi çağırmasaydı ön yargım çok uzun sürmezdi. Müzikle uğraşan insan benimdir. Her türlü hayattan ritim yakalayan insan, ben de senin olabilirim. =)


17 Ekim 2012

Torpiller Patlıyor

M2 Şişhane - Hacıosman Metro Hattı -İstasyon Yapıları
İstanbul Metrosu'nda yaşanabilecek her türlü olumsuz duruma karşı senaryolar hazırlanmış ve bu senaryolarla ilgili simülasyonlar yapılarak çözüm planları hazırlanmıştırİstanbul Metrosu'nda, İstasyonların her bölgesinde bulunan kameralarla sistem sürekli gözlemlenmekte ve kontrol edilmektedir. Ayrıca üniformalı güvenlik görevlileriyle kontrol sağlanmaktadır.



*http://www.istanbul-ulasim.com.tr/rayl%C4%B1-sistemler/m2-%C5%9Fi%C5%9Fhane-%E2%80%93-hac%C4%B1osman.aspx
________________________________________
Metronun altında kalan kadın yaşamını yitirdiTaksim Metrosu'nda raylara düşen genç bir kadın trenin altında kalarak can verdi. Bazı görgü tanıkları kadının intihar ettiğini ileri sürdü.İSTANBUL - Taksim Metrosu'nda raylara düşen genç bir kadın trenin altında kaldı.İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis ve ambulans sevk edildi.Taksim -Levent arasındaki tren sferleri de durduruldu.Olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin yarım saatlik çalışması sonucu kadının cesedine ulaşıtı.Cesedin trenin altından çıkarılmasının ardından metro seferleri normale döndü.Görgü tanıkları kadının kendisini raylara atarak intihar ettiğini öne sürerken, polis olayla ilgili soruştuma başlattı.
________________________________________
Torpil

Bir kimseyi kayırma işi

________________________________________


Ben mühendis değilim. Metro istasyonlarındaki sarı çizgiyi görebilirim veya onu geçmeme bilincine sahip olabilirim. İstanbul metropol, İstanbul kaos. Taksim metrosu en yoğun kullanılan metro. Galatasaray maç zamanlarında böyle bir olay beklemedim değil. Hatta daha önce bir yazımda yoğunluktan bahsetmiştim. "Metro toplu taraftar katliamı" bile olabilirdi. "Düşen" veya "İntihar eden" bayana Allah'tan rahmet dilerim. Çok yorum yapmak istemiyorum. Düştüyse Türkiye-İstanbul ikilemesi, intiharsa Türkiye-İstanbul-Kadın üçlemesi yeterli bir açıklama bence. 

Sarı çizgi her türlü olumsuz duruma karşı hazırlanan senaryolara yeterli bir önlem midir? En basitinden      bir annenin elini tutan çocuğu bırakıp koşabilir. O zaman anne şuursuz olur, pardon. Maç zamanlarında ağzı salya ve küfür dolu insanımsıların istasyonda alkol aldıklarını, sigara içtiklerini, kavga çıkarmalarını, birbirlerini ite kaka zıplamalarını kameralar görmez mi? Taşeron çalıştırıldığı halde üniformalı güvenlikler yetmez mi? Tabi halk cahil..

Seyrantepe istasyonunda bulunan kırılmaz camdan koruma panelleri maç çıkışı insanların güvenliklerini sağlamak için mi, vahşi taraftardan aracı korumak için mi? Bunu düşünürüm, çünkü çoğu yerde yok.

Torpiller patlıyor ve patlamaya devam edecek. Herkesin yüksek öğretim görmesi yeterli değil. Öğretim düzeyimiz artarken, eğitim düzeyimiz düşüyor. Donanımlı mezun maalesef çok az. Hayatı idame ettirebilmek için kayırıcılar olmalı ülkemde değil mi? Yoksa biz üniversitemizi bitiririz, yüksek lisans, doktora yaparız. Sonra sürpriz. Kadınsan zengin erkek eşi olma kariyerine yönlendirilirsin. Erkeksen polis mi olsam asker mi seçeneği gelir önüne..  Beyin göçü var bir de.. Ne çok tercihimiz var. 
Allah kayırsın..

İnsan hayatının önemi anlaşıldığında gerçekten ilerlemiş olacağız. Her hizmet, her yerde ve her topluluğa aynı sunulamaz. Özellikleri vardır. Arzı, talebi farklıdır. Talihsizlik olabilir, lades olamaz. 

*Ntvmsnbc ve Ulaşım A.Ş. sitelerindeki yazım kurallarına özen göstermezler mi?


21 Eylül 2012

İETT mektubu..

İETT ile duygu paylaşımımı paylaşıyorum..


Sevgili İETT

Bugün yaşadığım ulaşım şeklini sizinle paylaşmak istedim. Rutin aynı şeyi yaşıyorum aslında (veya yaşıyoruz diye bir topluluktan da bahsedebilirim, büyük bir topluluk..). Bugün cuma ya, çok paylaşımcıyım.

Sabah uyanma sürecine girmeme gerek yok, özel hayat sonuçta, önemli. Otobüs beklerken en az 2 metre uzaktan durup mahremiyet bölgeme sokmadığım insanlarla, otobüste beden temaslarında bulunmak özel hayat kavramıyla çelişiyor gerçi. Bakın kafam karıştı şimdi. Nasıl yapalım?

Neyse çıktım otobüs bekliyorum. Geldi sağ olsun, gelmeyenler de var. Biraz yoğundu. %98 Ayakta yolculuk yapıyorum zaten. Ayakta 30 dakika işe gittiğimde gerçekten çok dinç oluyorum, oturursam uyurum çünkü. Sonra ayılamıyorsun, kahveler kahveler.. Ayrıca böyle yukarıya tutununca vücut bir açıyor kendini, kollar, sırt bölgesi uyanıyor. Sabah sporu gibi. Pilates topunda esnesem bu kadar olmaz. Ve daha da önemli bir nokta; ayakta yolculuk yapan insanların sörfte başarılı olma ihtimali oturarak gidenlere göre %83 fazladır, bence. Denge çok önemli. Uykuda kaybettiğim dengeyi otobüste yakalıyorum. O virajları alırken falan çok başarılıyım, görmeniz gerek.
Nasıl optimistim ama?

Bir süre gittikten sonra daha da yoğunlaşmaya başladı. 3. Duraktan binmeme rağmen önden 3. koltuğa kadar ilerleyebildim. Genç kızlar, oğlanlar falan var oturan. Yaşlı insanlara yer vermiyorlar, çünkü yorgunlar ve uykuları var. Eğitim sistemi çarpmış herkesi.

Sağımda anadolu kokan bir amca var, 65 civarıdır. Şoför önden bağırıyor "Orta sıraaa ilerleyelimm!" Sonuçta herkes işe gidecek evet, biz nasıl o otobüsü kullanıyorsak güzergahtaki herkesin hakkı bu. Yine ses geliyor "Koridoru çift sıra yapalıııım!" Sıfır beden modasıyla tabi ki koridoru çift sıra yapabiliriz ancak Türk genleri taşıyoruz diye geçiyor aklımdan. Binemeyenlere üzülüyorum tabi. Ama geneli, bir şekilde göğüs topuna çıkar gibi biniyor. Biz iyice küçükbaş taşıyan kamyonet görünümüne bürünüyoruz. Hangi post kimin belli değil. Biri yanımdaki amcaya kızıyor ilerlesin diye. Amca eski adam: "Bayan var!" diyor ve dibime girmiyor. Gevşememiş nesilden, ya da gerilmemiş. O sırada haber dinlemeye çalıştığımdan, muhabbeti çok duymuyorum ama baya bir direniyor bana yaklaşmamak için, başarıyor. Selam olsun.

Bu sırada arkamda duran başka bir adamla otobüs hareket ettikçe temas halinde olmak zorunda kalıyoruz. Genel olarak bakıldığında böyle bir olaydan rahatsız olmayacak bir tip gibi. Ki olmuyor da. Ben böyle bir ittirmeler, kötü bakmalar falan. O da "Otobüsün hali belli minnoş" bakışlarıyla beni rahatsız ediyor. Ben bu kez biraz öne çıkayım diyorum. Ama oturan bir adam var önümde de. Göbeğimi biraz içime çeksem daha gidebilir miyim denemeleri yapayım diyorum. Ama kas yani sonuçta..
Çok optimistim.

Sonra ben düşünüyorum da arkamdaki ve bende, ikimizde de gitar olsa hazır sırt sırta vermişiz, ritm atsa, ben de bir solo yürüsem şöyle bütün sapta.. O sırada bir alt geçitten geçiyoruz, her yer karanlık.. Sarı ışıklar var böyle sanki sadece ikimizin üzerinde. Biz böyle dünyaca ünlü bir grupmuşuz.. O kadar beğeniliyormuşuz ki, bir Türk yapımcı hemen dizi çekmiş bize "1000enler"... Bir şarkı besteliyoruz hemen, dizi müziği:
"Siz benim nereden bindiğimi nereden bileceksiniz?"
Fena optimistim.

Sonra indim ben. Oksijeni buldum. Mahremiyet alanımı kontrol altına aldım. İşimin başına geçtim. Şükrettim; yazabildiğime..

"Okuduğumuzu anladık mı?" bölümü de kalkmış mıdır kitaplardan?

Teşekkürler, İyi çalışmalar.

--
=)