29 Ocak 2014

Ba’s

İnsan dedi… Çay gibi… İnsanı süzersin, içersin.. Bazen çok seversin, çöpüyle içersin. Yazın çok sıcaktır; harareti alır.. Kışın üşürsün, çok soğuk hava vardır, içini ısıtır. Tavşankanıdır, bereketlidir. Kanını emebilir, anemiyi arttırabilir.. 

İnsan dedi.. Ayran gibi.. Zehri alır, uyku getirir.. Yayıktır.. Açıktır, kapalıdır.. Köpürür, köpüğü yutulur.. 

İnsan dedi.. Gazoz gibi.. Bağımlılık yapar.. Gaz yapar.. Asidi yavaştan yakar.. Bayıltır.. Ya da ayıltır?

İnsan dedi.. Kahve gibi.. Uyku kaçırır, acıdır.. Geleceği gösterir.. 40 Yıl hatrı vardır.. Lekesi zor geçer.. 

İnsan.. Su gibi.. Berrak, bulanık, dalgalı, derin, sığ, tuzlu, tatlı.. İçilesi.. 

İnsan sıvıdır.. akışkan.. %Çoku sudur bedenin. 

İnsanın 3 hali vardır. Katı, sıvı, gaz… 

Zaman geçtikçe, sıvı halin devamı, hayat akışının sağlıklılığını olağan kılar. Su akar yatağını bulur.. Ya da bu su hiç durmaz.. Ya da yağdır mevlam su...

Katılaşır insan, donabilir.. Donuk, katı, mat.. Geçirgenliği, geçişkenliği azalır, acıtır. Çaya banmak gerekir, ancak öyle yenir.. Dişli misin? 

Uçar insan, buharlaşır.. Gökyüzünde olur, boşlukta olur, ciğerlerde olur… Görünmez.. Kokar belki.. Ama tok tutmaz. Ölü müdür? 

Sulu insanlar, yani insanın sıvı hali daha özümsenebilir. Sulu insanda 2 kez aynı hatayı yapamazsınız. Akar.. Hatırladın mı? Hı hıı. 

İnsan evrende maddedir. Ve maddenin evren yaşadıkça yok olmayacak tek kemiği popodaki acbü'z-zeneb’tir. (Şimdi popoydu, kalçaydı, orasının adı o değil falan aklınızdan geçirmeyin.)Tüm genetik bilgilerimiz oramızda yüklü. Öldükten sonra tekrar o kemikle var olacağız. Bunun popoda olması çok enteresan tabi. Kuyruk sokumundan tekrar dirileceğiz. Oradan uydurmak daha kabullenebilir bir açıklama tabi. Vuhu.. Ve çok enteresan bugüne kadar ölen tüm insanlara ait bir sürü acbü'z-zeneb var yeryüzünde. Acbü’z zeneb koleksiyonu yapan var mıdır acaba? 

Bir dans çalışmasında ‘dansçının en sevdiği, ‘yer’dir’ ve ‘dünyanın çekirdeğine ulaşan bir kuyruğumuz’un varlığından söz etmiştik. Bunlar hep sonsuz sonlar. Ve kış.. Dön evine kış, karın bekler, niye diye sormaz, hazır yemekler.. Tayyar Ahmet’in sonsuz sayılı günlerine bağlayacağım..


Beyninizi sulandırdıysam ki zaten beyninizin %çoku da su, neyse. 


7 Ocak 2014

あみぐるみ

Çocuklar ve oyuncaklar..
Neyse sözü uzatmadan :D "Amigurumi" hakkında yazacağım....
Amigurumi kelimesi: Japonca Ami→ tığ veya şiş ile yapılmış ve nuigurumi→ içi doldurulmuş oyuncak kelimelerinin birleşimiyle oluşmuş. "Nuigurumi"nin "Nui" kısmını atmışlar, Japonlar, oh Japonlar, küçük, kibar insanlar. Atmasalardı Türkçe küfürümsü olabilirdi. Teşekkür ederiz. ありがとう。
Belki de hece düşmüştür?
Yani amigurumi tığla örülen bebe oyuncağının adıdır. Bez bebeğe rakiptir. Belki bir animasyon yapılmalıdır, belki de yapılmıştır. Araştırmalıyız.
Sık iğne denilen tarzda örülür amigurumiler. Sık sık iğne düşünün, öyle. Aradan elyaf fırtlatmıyor, sımsıkı.
Bu oyuncakların garip bir parçası var. "Güvenlik kilitli amigurumi gözleri". Çok enteresan tanımlama. Biraz korku filmi adı gibi. Güvenlik kilitli gözler takıldığı yerden %100 garantili asla çıkmazmış. Ben okuduğumun yalancısıyım. Titanik battı yani.. なんてこった。
Küçük insanlar kanserojen içeren plastiklerden yapılmış oyuncaklarla oynayacağına bunlarla oynasınlar. Ayrıca kafaya atınca falan can acıtmaz. Çizmez, gözü çıkmaz..


Bu konuya değinmemdeki asıl neden şu ki, son zamanlarda akranlarımın üremesiyle, sosyal medyada çokça; 
"Oyuncaklarını yine dağıttı.." 
"Eli dursa ayağı durmuyor.." 
"Daha yeni toplamıştım.." 
"Bu ne arkadaşım.."
"Babası kılıklı.."
"Odasında iğne atsan yere düşmez.."
Açıklamalı fotoğraflarla karşılaşıyorum.. Düşünüyorum.. Bu kadınlar n'olcak? 
Çözüyorum kafamda. Amigurumi yapıyorum. Boyutuna göre içerisine bir tutam demir koyuyorum. Çocuk oyuncakları dağıtıyor. Sonra gidiyor diğer odadakileri dağıtmaya. Kocaman ve güçlü bir mıknatısı odanın uygun bir köşesine yerleştiriyorum ve tüm oyuncaklar 7 saniye içerisinde mıknatısa sarılıyorlar. Sımsıkı. Mıknatıstan fiskos masası falan olsa aslında belki lafı değiştirir. 
Ayrıca bu oyuncakları bebelere yapılan özel günlerde yapıp dağıtabilirsiniz de. Yaşı çıktı, dişi çıktı, memesi çıktı, yürüdü, düştü, kalktı, kustu, gaz çıkardı günlerinde bunlardan küçük birer anahtarlık yaparak, gelen heyecanlı misafirlerinize dağıtabilir, anlaştığınız fotoğrafçı veya organizasyon şirketine de kaynak olabilirsiniz.

*Tamam Melis.

Şu aşağıdaki Eeyore'u da örüp, içine nohut doldurup kapımın önüne koymak istiyorum. Otursun, kapıyı tutsun..


31 Aralık 2013

İki Bin On Dört

Sevgili 2+0+1+4= Yedi harikadan daha harika olsun.

Huzur;

Sağlık;

Aşk;

Veee tabi ki barış, sevgi, müzik 3'lüsü ile...

16 Aralık 2013

*

Sosyal medyada kar* temalı fotoğraf ve yorum paylaşımlarının artmasıyla birlikte iyice bir içim üşüyor. Bildiğin gri ağırlıklı kente beyazlar düşmüş. Siyah-beyaz fotoğraflar paylaşılıyor sürekli. Renkli olmak iyidir. Hiç öyle enteresan bir kar fotoğrafına rastlamıyorum. Evet benim ön yargım var ama ılımlı ve serin bir kafam da var. Olmuyor. Kısmet. Olmayınca olmuyor.

Mantık arayıp içselleştirmeye çalışıyorum. Mantık ne burada? Kar gelecek mikrobu alacak, gidecek. Kendisi biraz yüzsüz. Gözüne bakıyorum, kalkmıyor. Çamur atıp gidiyor. Mikrobu alsın da.. Bu olayın da bilimsel bir temele dayandığı yok aslında. Olay mikrobun soğukta yaşayamaması. Kendimi mikrop gibi hissediyorum, soğukta yaşamaya zorlanıyorum. Bir gün kar beni de alacak.

Amerikalı Wilson Bentley: Kar bilimci, fotoğrafçı.. İlk kar fotoğrafını çektiğinde defterine şu notu düşmüş:

 “15 Ocak 1885. Sıcaklık –2 C, rüzgarlı bir hava. Yaklaşık 13 mm boyunda kar taneleri düşüyor. İlk kar kristalleri çekildi.”

Vuuhu!

Wilsoncuğum -Allah rahmet eylesin- 50 Yıl boyunca kar kristali fotoğrafı çekmiş. Hiç bir kar kristali aynı değilmiş! Çok ilginç, insan gibi, bir elin parmakları gibi. Bu durumda kardanadamda çoklu kişilik bozukluğu olması, beklenilen durumdur. Kar kristalleri fotoğraflarına bakınca dantel motiflerine benzettim. Bunlardan bizim masa örtülerimiz, havlu kenarlarımız,  televizyon üstü ve vitrin içi örtülerimiz kesin vardır..


Kayakçıların kar cinsine göre, kar tanımlamaları varmış. Patates püresi, karnabahar, şampanya... Kimisinde kaymak kolay, kimisinde zormuş.. Kimisiyle kartopu bile yapılamazmış. Tüm doğal sular gibi kar da renksizmiş, şeffaf. Yansımayla aldığı renk beyazmış. Pembe, turuncu, mor yağdığı da görülmüş. "Kırmızı kar yağınca" diye büyük konuşmayın, yağabilir :>

Vee veeee bugüne dek yeryüzüne teşrif eden en büyük kar tanesi 15 inç genişlik ve 8 inç kalınlıkla 28 Ocak 1887′de Fort Kegh Montana’da yağmış. Yağmakla kalmayıp Guinness'e girmiş.
15 İnç=38.1 santimetre
8 İnç=20.32 santimetre
Direk kartopu gönderilmiş aslında. Aynı yıl ve gün Eyfel Kulesi inşasına başlanmış. Dünya baki ve faniler tarafından büyük şeyler hissetmiş. Kıyamam.

Dondurma yemek isteyince azarlanan çocukların kartopu oynamaları bir zafer olabilir. Soğuk taşa oturmak da. Ebeveynler bu noktada gol yemiş olurlar, bence. Çünkü enseden kar atma şakası yapacak milyonlarca çocuk var. Kar suyu geçiren milyonlarca ayakkabı.. Çocuğun da mikrobu alınsın tabi.

90'larda çocukken, karlı bir günde abimle anneme kar yediğimizi itiraf ettik. "aaa" dedi, "ooo" dedi, "hmm" dedi, "Gidip kar getirin biraz" dedi. O zamanlar evler sobalı. "Burası" dedi "İstanbul, başka İstanbul yok." Bu arada getirdiğimiz karları metal bir kase içerisinde sobanın üzerine koydu. Biz bakıyoruz tabi acaba ısıtıp mı verecek? Paşa karı mı yapacak? Paşa çayı varsa, karı da vardır. "Köy olsaydı" dedi, "Böööyle temiz, mis, doğal.. Yerdik." O sırada kar eridi tabi. Ve kahverengi bir suya dönüştü. "İşte" dedi. "İstanbul'da kar.. İsterseniz yiyin." Yer miyiz? Yemeyiz. Ihlamur içtik.

Annemin üzerinde beyaz laboratuvar önlüğü eksikti. Ama biz görüyorduk. Bilim önemli. Deney önemli. Çocuklukta çok daha önemli. İşte ben o gün anladım ki hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir.Uygulama sıfır tabi : 
Yıllaaar sonra Rumeli Hisarında arkadaşlarla bir çay bahçesindeyiz. Menüde bir tost fotoğrafı var, tükürüklerime sahip çıkamadım. Ama umduğumu bulamamaktan da çok korkuyorum. Garsona sordum, "Tostlarınız menüdeki fotoğraftaki gibi mi?" 
"Hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir hanfendi!" dedi.
"..*.."

Güneş de en sevdiğim yıldız ama kar topluyor.. Hayat böyle.. Hayat bir çeşit "yıldızlı bkz." dır. Dipnotlara göz gezdirmezseniz, tüm sayfayı tekrar okumak zorunda kalabilirsiniz. 

2 Aralık 2013

Gevrek

‘Freud’un el atmadığı bir şey kalmadığı gibi…’ dedi. Türkçe bu sana, bana.. 

Bu seminerler bazen çok karanlık falan hissettirebiliyor. Şu an bir seminerdeyim. Kendi el fenerimi yaktım gölge oyunu yapmayı planlıyorum. Ancak, yanımdaki dişi; ne yazdığımı merak eden kişi!.. Kafayı çevirdi devam edeyim... Ne notu tuttuğuma bakıyor çünkü slaytları mail atacaklar, kadın haklı. 

2. Dünya savaşı, dünyanın yörüngesinden çıkıp U çektiği büyük kavşak.. Döndüğü yerden, dönmeye devam ediyor.. İşte çok sıcak olacakmış da, dünyanın yörüngesi değişsinmiş de.. Kansere çare bulamadılar, yörüngeleri şaşmışlar! Benim burnum üşüyor hem. Neyse ki ben burada psiko-sosyal dönüşümlerden bahsettim. Bilim adamlarına sarmayacağım. Düşündüğüm her şeyi anında yazıya dökebilsem, olaylar arasındaki bağları kurmanız daha kolay olacak ama başaramıyorum. Beyin çok hızlı. Bazen çevrem algısız baktığımı düşünüyor. Düşünürken aptal bakışlara sahip oluyorum sanırım. Ama çok hızlı her şey. Beyin hızlı. Yörünge belli.. Neyse. 

Konuşmacı slaytla senkronizasyonunu sağlamalı arkadaş! Böyle bir imkanımız var. Konuşmacı sanki ‘aslında her şey aklımda, okumuyorum diğerleri gibi’ mesajını vermeye çalışıyor. Henüz geçmediği 5 slaytı da anlatır, sonra fıtfıt geçer. ‘Burayı konuştuk, bunu da, bunu da…’ Yapmayın bebeğim. Slaytınızla el ele gidin. Güle güle gidin, güle güle gelin… Bazıları için görsel önemli. Göre göre gidin. 

Ekranın ortasında da farenin okunu unutuyorlar. Videolarda çok sinir bozucu olabiliyor. Biliyorum ki o ekran şu an senin evin ve benim ocakta yemeğim var, kalkmam gerek. Bana arka planını söyle sana kim olduğun hakkında uydurmalar yapayım, tutar. Bana ekran koruyucunu söyle sana kim old…… tutar.. 

Gs-Sivas maçında 4 kişi tükettiğimiz 1 kg çekirdeğin bir tanesinin kabuğu sağ üst dişetimde batık, takılıyor.. 3-4 gün oldu. Zor kullanmak istemedim ama sanırım bu gece halledeceğim. Dikkatimi dağıtıyor. Tahammülsüz oldum sana tatlım. Neyse ki Drogba şapşalının kaçırdığı penaltıya rağmen (Ben bile daha iyisini yaparım cinsinden..) maçı 2-1 aldık. Oradaki 1 kıymık Sivas’ın taktığı.. Çok küfür ettiler bunlara ‘Şikeci .bneler ...tirin gidin’ falan diye. ‘Şşşt çocuklar ayıp! ’ dedim. Anadolu’dan misafir sonuçta.. ‘Neaaah’ dediler. Erkekler bir arada daha kaba her zaman. Çok fena genellerim. 

Gelişmiş, konteynır işlemi gören yapılarımızdan dolayı saatlerce oturup dinleyebilir, odağımızı kaybetmeyebilirmişiz. Evet. Ara… 

O değil de susamdaki fiyat artışının açma ve çatala yansıması çok garip. Onların üzerinde çörek otu var birkaç tane. Simit sana söylüyorum, açma, çatal siz anlayın diyor zam yapan zihin. Aç-açma, çatal-meme bunlar da sıkıntı sonuçta. E hamurlaşmış yapılar 'he' diyorlar her şeye. Zihin zam diyorsa hamur ne yapsın? Kabaracak değil ya. 

Benim için en önemli kısım simidini martılarla paylaşacak insanların oranındaki değişim. Sırf bu yüzden karşıya geçmeceler biliyorum ben. Martının uçarken simidi kapması inanılmaz bir ferahlama sağlıyor. Vapur gidiyor, martı uçuyor ve havaya atılan simidi kapıyor. Vohahahaa! Bizim kültürümüzde böyle durum var. 1 Lira iyiydi de, 40 kuruş etmeyen zihinler var ya.. Onların konumunu halledemedik bir…




24 Kasım 2013

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun!


Atatürk...
Annem...
Ziya Meriç...


Bir harf için 40 yıl köle olunuyorsa,
29 Kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin! 




(1160)

18 Kasım 2013

Bloggerlar Çalıyor 2, Kızlı Erkekli





10 Kasım 2013

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. "

"Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur."


"Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir."





Hürriyetimizle yürüyoruz, hep yürüyeceğiz, yorulmadan.. Sonsuz özlem, saygı, şükran ve sevgi ile..
10-16 Kasım Atatürk haftası kutlu olsun. Allah gani gani rahmet eylesin..




7 Kasım 2013

KApqAK

Adam, kadın için saklama kabı gibiydi.. İçinden çıkarsa hemen bozulacak, içinde kalsa bozulması biraz daha zaman alacak.. Kadın zaman verdi tabi. Çok da niyetli değildi. Zaten adam, toplasan 50 cc bile etmezdi.. Belki biraz daha vakumlanabilirdi.

Kadın serindi, uçsuz bucaksızdı.. Buralar hep onundu. Sonra düşündü, bozulmak doğal bir süreçti ve adam aslında saklama değil , saklanma kabıydı. Neden saklansın ki? diye düşündü.. Bunlar hep yapıcı olmaya çalışmaktandı. Sonra adamı biraz ittirdi ve pıss sesini duydu.. İçeri oksijen girdi. Gülümsedi, pembeleşti. Tüm akyuvarları, alyuvarlarını dansa kaldırdı. Adam aklanma kabına, hatta paklanma kabına dönüşmüştü. İçi havalandı onun da, kokularını ve korkularını atmıştı. Adam sadece kaptı. Tabi kadın da bir şeyler kaptı.

Sonuçta iç içe geçmiş ilişkiler, çok mesafeli ilişkiler kadar sağlıksızdı. Bazen göz göze gelip, hep aynı yöne bakmaktı daha uygunu.

İçindeyken hissedebilir ancak göremezdiler birbirlerini. Çok mesafeli olunca da A noktasından B noktasına giderken, hızlarının kaç km olduğu, kaç saatte birbirlerine vardıkları önemli konulardı. Nokta belirlemezlerse biri daha çok yorulabilir, belirlerlerse de birinin bekleme ihtimali olabilirdi ve bu hoş bir durum olmazdı. Aynı anda gelmek en güzeliydi. Zaten ilişkilerde formülsüzlük  hoştu.  

Kaplardan başlamışken, mitolojideki Kappa adlı yaratıkların özelliklerinden kapılabilirdi biraz...
Kappaların başlarının üzerinde su dolu bir çukur bulunurdu. Eğer o su dökülürse doğaüstü güçlerinin yok olacağına inanırlardı. Hep dik durmak, dışarı sızdırmamak gerekirdi..
İnsanlara kırık-çıkıkçılığı Kappalar öğretmişti.. Öğrenememişlerdi tam.. Kırıp, çıkmamalıydı.. Kapak,  işlevine uygun kullanılmalıydı..
Büyük yangınlardan ve ateşten korkarlardı Kappalar.. Can yakmamak gerekirdi.. Isıya da dayanıklı olmak..
Kappalar salatalıkları çok severdi. İnsanlar, onları tuzağa düşürmek, başlarındaki suyun dökülmesini sağlamak için salatalık atarlardı.. Hıyarla ilgili bir söz buraya..





29 Ekim 2013

T.C.

Cumhuriyetimizin 90. Yılı Kutlu olsun! Atatürk ilkeleriyle daha nice 90 yıllar devireceğiz!


Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun!




Cumhuriyetin Onuncu Yıl Nutku

Türk Milleti!

Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!

Şu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz; çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.

Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.

Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk milleti!

On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk'üm diyene! 


Mustafa Kemal Atatürk

Ankara, 29 Ekim 1933

18 Ekim 2013


7 Ekim 2013

CAN

Sanırım 2003'tü.. 10 Yıl geçmiş..
Üniversitede ilk yılım.. Ağabeyimin 2. yılı.. Aynı tren güzergahında, Anadolu'nun farklı şehirlerinde okuyoruz.. Can'la o zaman tanışmıştık. Sakin ve tok ses tonu, turuncu meçli sakalları, uzun ve gür saçları, neredeyse görmesini engelleyen kirpikleri..

Hayatı pedallıyordu.. Ağabeyimle ilk aldıkları bisiklet babaannemin, sur içindeki cumbalı eski İstanbul evlerinden biri olan evinden, tinerciler tarafından çalınmıştı.. Hiç kızdığını ve küstüğünü görmedim. Sanırım her duruma uygun çok kaliteli bir türküsü vardı.

25.06.2005'te telefonuma Can'dan bir mesaj geldi..
"Kazım onurlu bir insan ve büyük bir devrimciydi.......Sevgili Kazım, gitarın burada kalmış, haydi gel, al onu!"

07.10.2013 10 Yıl olmuş.. Yine boktan bir pazartesi..
Şimdi ben yazıyorum, Kazım'ı dinliyorum.. Can gitmiş..
"Can onurlu bir insan ve büyük bir devrimciydi... Sevgili Can, bisikletin burada kalmış, haydi gel, al onu!"

En hümanist dost.. Gittiysen vardır bildiğin.. Ben winston light gördükçe sana gülümseyeceğim, senin için bir fırt çekeceğim.. Gitarımı alıp bir kumsala gideceğim.. Kazım türküleri söyleyip, kansere küfredeceğim..



Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve Perşembe Akşamı Bisikletçileri'ne sabır ve baş sağlığı diliyorum.. İyi ki gelmişsin..

3 Ekim 2013

CP

Cerebral Palsy  beyin felci anlamına gelmektedir, Doğum öncesinde, doğum esnasında veya doğum sonrasında oluşan nörolojik hasarlardır. Cp'li çocuklarda eğitim eksikliği, sosyal hayata dahil olamama, duyma ya da konuşma problemlerinde tedavi görememelerinden kaynaklı entegrasyon problemi söz konusu olabilir. Sadece %35'inde zeka problemleri bulunmaktadır. Cp'li bireylerde beynin görmüş olduğu hasar kalıcıdır ve ilerlemez. Tedaviyle daha iyileştirilebilir. Beynin idaresinde bulunan uzuvlar ise gelişim ve tedaviye bağlı değişimler gösterir. Cp'li çocuklara tanı konulduktan hemen sonra tedaviye başlanmalıdır. Bireyin yaşamını sürdürebilmesi ve becerilerinin gelişimi için eğitim çok önemlidir. Fizyoterapi, konuşma ve dil terapisi, uğraşı terapisi önemli etkilere sahiptir, tedavi süreklidir.
"2 Ekim Dünya Cp Günü" Cp ile yaşayan bireyler ve ailelerinin dünyalarını değiştirebilmek için yapılan küresel yenilik projesidir. 31 Ekim 2013'e kadar web sitesinde Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Çince ve Almanca olarak bir videoyla fikrinizi paylaşabilirsiniz. Aldığınız oylar sonucunda da çeşitli ödüller var.. İşe yarama hissi en büyük ödül bence.

Allah akıl fikir versin diyorum..

http://en.worldcpday.org/



30 Eylül 2013

..

Derine, hep derine kazıyoruz
Nerede çağımızın o altın kalbi
Çağımızın altın kalbini arıyoruz
Üzerimizde ağır bir yeryüzü
Gökyüzünden uzakta, çok uzakta
Derine hep derine kazıyoruz
Madencileriz biz, devrimcileriz biz
Patlarız volkan gibi, çağ yenmeyecek bizi
Yorgun değiliz..


Ah! Mekanın cennet olsun.. Sesin benimle..

18 Eylül 2013

Sosyal Medya Kişilik Puntosu

         Sosyal medyanın özel hayatı törpülediği konusunda negatif gelişmekteyiz. Hep beraber çevrimiçi yaşıyoruz.. Profillerine baktığımızda muayyen dönemleri tahmin edebilir, ergenlik geçişlerini anlayabilir hale geldik. Kim, kiminle, nerede, nasılı biliyor; hep beraber görüyoruz,diyoruz..


         Sosyal medyanın okuma-yazma alışkanlığı kazandırması noktasında mutluyum. Herkes daha bir yazar,okur, düşünür oldu. Günde en az 30 sayfa kitap okumalısın deyince elleri terlemeye başlayıp, göz bebekleri büyüyenler, bir şekilde bu alışkanlığı kazandılar. Ortalama 20 özlü söz,20 durum güncellemesi,30 yorum,10 tivit okusa, 5'ten hesaplasak 400 kelime eder,iyi başlangıç. Bir tivit atarken dakikalarca düşünenler, kitap yazmanın ne kadar zorlu,emek harcanan süreç olduğunun farkına varıp, gereken değeri vermeye başlayabilirler. Bir kitaba, 25 kişi düşüyor, yazık. İmla da çok önemli. Bilgisayarlar fena akıllı oluşları sayesinde o hatalı kelimelerin altını kırmızı kırmızı çizip, dikkat et mesajı veriyor ya bayılıyorum. Ha buna rağmen başaramayanların oluşu da öte yana bayıltan bir durum. Gelişmekteyiz.

İngilizce yazanlar konusunda farklı görüşlerim var:
-İki insanım mesajı
-Bir süre yurt dışında bulundum oh yeah
-Kendimi Türkçe ifade edemiyorum vats dı  miiningg ...
-Sence de havalı değil mi Hi-ree?
(Böyle bir mağaza görmüştüm, adı buydu: Hayri yazmamış totoş.)

    Yıllarca tüm gençler ebeveynlerine nerede olduklarını söylemediler... :D Forsükuerle birlikte herkese söyleme ihtiyacındalar. Tabi ki söylenmeyen yerler vardır ;) Tam olarak anlamıyorum bazen,  genelde bir görgüsüzlük söz konusu. Şaşırmalarım oluyor günde ortalama 2 kez. Beğensen bir türlü, yorum yapsan bir türlü.. Olması gerekenler eyvallah (destekler).. Ancak bazen çok gereksiz olabiliyor. Nerede olduğum gerçekten kimseyi ilgilendirmiyor.

Vecihi ev'de
- Kendinizin mi, kira mı?
Bili Ofis'te
-Oval ofis? @Monika?
Hande @wc
-küçük?, büyük?

       Bir kaç yıl öncesine kadar herkesin hayatı gerçekten özeldi. Şimdilerde özel hayat sanırım  çıplaklık ve seksi kapsıyor sadece...Tabi ki zamanla ebeveynlerde değişti. "Dudağını uzatan evlat candır" moda olmuş. bizim zamanımızda olsa köftelere mandal takarlardı.

        Şöyle düşünürsek: aktif sosyal medya kullanıcısı herhangi bir fotoğraf paylaşılmasına karşı bakımlı olup, durum bildirimi yapma konusunda 'gezelim görelim' yaşamalı.. Bakımlı olup gezmek iyi bir şey. Beyin de bakımlı olmalı ve loblar arası gezinmeli.. Gelişmekteyiz.

       Saygı kaybı yaşadığımız bu zamanlarda klavyede, farede dolaşan parmakların kemiği vardır. Parmaklar sinyali beyinden alır. Gelişim beyinde başlar..

    ''Söz uçar yazı kalır.' dönemi de bitti artık. Yazdığınız yazılar uçurulabiliyor. Mesela biri paylaşımda bulunuluyor, altına yorumlar.. Sonra paylaşan, paşa keyfine göre laf söyleyip iletiyi silebiliyor. Bunlar çok garip şeyler. Yazılı iletişim her zaman daha sağlıklıdır. Tipeks çıktı mertlik bozuldu derken bilgisayarda bozuk bile değil, olmayabilir..

         Sosyal medyada tüm profillerde görünmez 'metin araç çubuğu' var. Metin araç çubuğu görünmese de seçimler hissediliyor. 'Sosyal medya kişilik puntosu' kavramı atıyorum. . Sosyal medya kişilik puntonuz kaç? Kimin gözünden bakınca? Punto büyükse kötü, demek birilerinin gözüne sokmaya çalışılan şeyler var. Küçükse de kötü. Neyden kaçıyorsunuz? Kimi takip etmek için sosyal medya kullanıyorsunuz? Punto çözünürlüğü düşük, matematiksel bir görgü kavramı. Bunu anlatamam. Tabi ki anlayabilirsiniz.

         Sosyal medya aracılığı ile gönderme yapmalar bit! Sosyalleşme 5 duyu organından birkaç tanesini kullanarak daha sağlıklıdır. Hatırlıyor muyuz? Merhaba =)

6 Eylül 2013

8 Diken

Parmağımdaki son deniz kestanesi dikenini çıkarırsam yaz biter mi? Bitmesin diye çıkarmıyorum. Yaz bitmesin derken iltihap oluşursa da karamsar kış günlerine daha da sövmeye başlarım işte. Daha güneye gitmek gerek. Sıcak olsun. Ben hava olsaydım soğumazdım, güneş olsaydım batmazdım. Çok rutin bir hayatım olurdu. Mesela güneş göz kırpsın, o an bir karanlığı yaşayalım, yeter. Hava sıkılsın bir oflasın, serinleyelim yeter.. Yeter yeter =)

Deniz burnunun dibindeyse eğer mükemmel. Çünkü mis gibi iyot koklamak zihni açar. Gebelerde iyot ihtiyacı 2 katına çıkar ve bu dışarıdan desteklenmelidir. İyotun simgesi I'dir ve atom numarası 53'tür. 53 Rize'nin plaka kodudur. Bazı kaynaklarda Rize adının Yunanca 'Riza' isminden geldiği düşünülmekteymiş ve bu kelimenin Türkçe anlamı "Dağ Eteği" imiş. (Ve şu an yılın ilk karı Rize'ye düştü haberini izliyorum, hayat tesadüflerle dolu.) Diyeceğim şudur ki; Kapıdağ'ın eteğinde bir köy var. Köyün burnu kemerli. Köy önceki hayatında Rizeli olabilir.. Burnunun dibinde bir deniz, iyot kokulu..


Bu sene de o denizde yüzebildim, şükürler olsun. Midye yapalım, akşam bir sofra kurarız diyen arkadaşlarla midye çıkarmaya gittik. Ben çıkarıcıyım tabi. Bir de kaptan seçmek gerekiyor sandal sürüklenmesin ve çıkan midyeleri saysın diye. Ayrıca miyopum ve deniz gözlüğümün numaralı camı yok. Uzun bir süre en büyük midyeleri toplamak için daldım, daldım, daldım.. Gayet amatörüz. Derin nefes alıp dalıyoruz falan. Sonlara doğru artık yoruldum ve bir kaç tane daha çıkarıp sandala çıkayım diye düşündüm. Yorgunluk ve miyopluğun verdiği yetkiyle midye diye kestaneye dokundum. Affetmedi sağ olsun. 7 Tane dikenini hiç esirgememiş saplamış. Çıkardık onları karaya dönünce. Öncesinde tuzlu sudan kurtulmaya çalışırken, bikinimden çıkan deniz yıldızına selam olsun, çok tatlıydın ;) Midye çıkarırken çok yorulduğum için yemekten sonra biraz şekerleyeyim dedim. Baya şeker pancarı olmuşum. Sabah kalktığımda gece tüm midyelerin bir güzel pişirilip yendiğini öğrendim. Ayıkladığım bir midyenin kabuğu acayip meme yapmıştı. İnciyi buldum dedim. O inciyi bile kırıp çıkarmışlar. Neyse ki gördüm. Önemli olan katılmaktı. Yaz olsun ben 3 ay katılırım. O arkadaşları da affettim.



Sonra Eylül oldu ve ben orta parmağımın, yüzük parmağıma bakan tarafına saplanmış bir kestane dikeni gördüm! O an bittim. İşte hayatımdaki en duygusal anlarımdan biri.  Yaz bitimi ancak bu kadar şaşırtıcı son bulabilirdi. Klasik eski rengime ve üşümeye geri dönerken, o siyah diken beni koyu ve sıcak yaptı. Şimdi biraz daha güneye gidip rengime ve ısıma yakışır takılacağım birkaç gün... Ego avutmacası..
Sonra nemli kuzey zaten. Ve kış.. Bö. Tamam kış gelmesin demiyorum, hobi olarak yine gelsin. Annesinin dondurma yemesine izin vermediği milyonlarca çocuk, o soğukta kartoplarını sırtlarından içeri atsın. Kayan kaysın, kasesini yarsın. Ama yeter. Öyle aylarca olmuyor. Olmayınca olmuyor.
*Rize'nin plaka kodu; 53, 5+3=8, Bu yılı 8 kestane dikeniyle kapattım. Ateyizler?



30 Ağustos 2013

"Devrimin amacını kavramış olanlar, sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır."
Mustafa Kemal Atatürk


30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun..


26 Ağustos 2013

Ramazan bayramımız mübarek olsun,
Tüm kalplere 'barış ve sevgi' virüs olsun.

ツ 




2 Ağustos 2013

Bir çuval yarışına katıldım. Tam 6 ay sürdü. 6 Ayda bacaklarım daha da kuvvetlendi. Neyse ki bitti.. Biraz dinlenip daha güçlü devam edebilirim. Onca süreçte zıplarken, ilerlemeye çalışırken çok uyku biriktirdim. Sanki böyle bir sürü uyusam da bitmezmiş gibi. Temmuz sonu yarış bitti. Çok kazanan vardı, ben de kazandım. O mutlulukla kendime bir kavanoz nutella ısmarladım. Eve gittim ve uyudum. Yaklaşık 20 saat. Uyandığımda boyum 1.83 falandı. O yüzden yüzümü yıkamaya giderken zorlandım, kapı geçişleri, lavabo boyu.. Sırtımda enteresan bir şeyler hissettim ve döndüm arkama baktım aynadan. Uyumaktan sırt kaslarım gevşemiş, gevşemişş.. Omurların arası açılmış. Oradaki boşluklara da saksı, vosvos bibloları, birkaç tencere, tava konmuş. Şok oldum. 1.83 Olma pahasına bu saçmalıklarla yaşayamam vücudumda dedim ve silkelendim. Yere düşüp kırılmak yerine uçuştular. Hmm dedim psişik bir şeyler. Banyo camının baktığı boşluktan çıkarken gördüğüm tencere, tava göz altına alındı. Çünkü tüm dairelerin banyo camının boşluğu aynı yere bakıyordu, kıl komşularımız vardı ve emir büyük yerdendi. "Çapulon, sen her şeyi düşünürsün" dedi bir kadın. 

    


Bir okul öncesi repliği: Şikayet yok! Şikayet yok!

Şimdi tatil zamanı. Yağmur da yağsa, dalmadan, ıslanırken yüzebilirim. Aşağılar bulanık oluyor. Dalınca da gözlerimi açmadan duramayınca da kumlar kaçıyor. Allah korusun retinamı çizer. Fobi olabilir. Annem bana gebeyken birçok kez dışarı çıkmış. Bir keresinde kum fırtınası başlamış, sur içinde. Hemen eve dönmüş. Ondan..
Aklı sabit olmayan kumdan işkillenirim. Şuursuzca gezinir havada, suda. Rüzgara kapılır, dalgayla savrulur. Görüntüyü bulanıklaştırır. Kum kiminin elinde kale olur, kiminin elinde avm temeli..
Güzel zamanlar olsun. Ahlaklı, erdemli, bilinçli, sağlıklı ve çılgın.



11 Temmuz 2013

Nije Zaboravio! Ne Zaboravio!


11 Temmuz 1995..
2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan en büyük katliam.. İnsanlık katliamı.. Avrupa'nın ortasında..
BM'nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa, Ratko Miladiç'e bağlı Sırp birlikleri tarafından işgal edildi. İşgal sonrası büzüşmüş milletler bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar Sırplara verildi...
Araçlarla götürülen 8000'den fazla  sivil katledildi. Bedenleri parçalanarak, üstlerine asit dökülerek toplu mezarlara gömüldüler..

11 Temmuz 2013..
18 Yıl geçmedi..
Acı bitmedi, bitmeyecek..
Kimlikleri tespit edilen 409 kişi daha mezarlarına gömülecek..


Bir tane bile insanın öldürülebildiği yerlerde insanlık, demokrasi, hak, saygı, sevgi, barıştan bahsedilemez!
Yasa ortak olmayanın insanlığından bahsedilemez!
Barış gücü askerleri insanın içindedir, silahsızdır!
Küçük çocuklar küçük kurşunlarla öldürülmez!
Medeniyet susmaz!

Bütün dünyayı kan tutsa!


Allah tüm şehitlere rahmet eylesin.. Kalanlara sabır versin..