23 Nisan 2012

üstün fil

Küçük Emir her gece uyumadan önce babasıyla dualar edermiş.  Önce babası söyler, sonra Emir tekrarlarmış. Bir gece babası şöyle dua etmiş: "Allah'ım sen Filistin'deki kardeşlerimizi koru." Emir tekrar etmiş: "Allah'ım sen Filüstün'deki kardeşlerimizi koru, fil üstüne çıkalım, bizi de koru." 
Çocuk beyni eğlenceli çalışır. Her daim tadını çıkarmalı ve beslemeli. Çocuklar bayramınız kutlu olsun! Çok çılgınsınız.. Asla beyninize giren besinlerle yetinmeyin. Şişman beyinler olun!


9 Nisan 2012

28

Yeni yaşım, hangi şehrin plakasıysa, o yıl o şehre gitmeyi seviyorum. Çok yaşlandığımda, mesela 126 yaşıma geldiğimde, ben o ili ilçeyken gezmiş olacağımdan 65–70 yaş civarı gibi sona ereceğini düşünüyorum. Bu yıl Giresun..  
Giresun'da fındık var. Fındıkkıran.. UuUuUu..Nefis Türk fındıkları.. Fındık kreması gibi yaş =) 
Bugüne kadar olanlar çok güzeldi,teşekkür ederim (rabbim,annem,babam). Seviye yükselterek devam etmeyi umuyorum. Finale yaklaştığımda hala 3 canım olsun =) 
Perçemli, koca gözlü, sivri burunlu yaş.. Hoş gelmiş.. 



5 Nisan 2012

hacıyatmaZ

X ve Y yıllardır birbirini götürmeye çalışıyormuş. Ama araya hep Z girmiş. Bir problemde Z'yi 0 ile çarparak yok etmişler ve X, Y'yi yemeğe götürmüş.
Çatalların, kaşıkların düzgün yerleştirildiği süslü bir yemek masasında sipariş vermişler. İlk salata gelmiş. X kibarlık olsun diye salatayı hazırlamak istemiş. Sirkeye uzanmış ve o sırada koluyla çarptığı tuzluk uçmuş ve kırılmış.  Hemen görevli gelmiş yerleri süpürmüş. Tam silmeye başlamış ki yanlışlıkla Y'yi de silmiş. X masada yalnız kalmış. Y'ıllardır Y'iyemediği Y'yi Y'ine Y'itirmiş.

Sonuç olarak artık masalarda hacıyatmaz tuzluk kullanmalıyız bence. Sakarlıklardan geriye yok olmuş ilişkiler, tuz buz olmuş tuzluklar, ziyan olmuş tuzlar kalmasın.

 Fikir: Zeynep Erdim
                       Modelleme: 3ds Beyin Hücresi                                                                    
Zikir: Oytun Yılmaz
  Modelleme ve Render: 3ds Max

1 Nisan 2012

şaka

bir nisan bir insan mıdır?

20 Mart 2012

oh beee =)

                 Ve beklenen güneşi gördüm, beklediğim ısıya geldim..  Midemdeki çiçekler açmaya, kelebekler uçuşmaya başladı. Umarım herkes aşık olur. Bu mevsimde iyidir. Yaz çok sıcak.. =)
                 Mart; güneşi gördüm ya kazık atsan da kazmamı yakar otururum, sorun değil. 
                 Asıl heyecanım karpuza, sandalete karşı. Vapurda dışarıda oturmalı yolculuğa karşı. Ne zaman ki güneş tüm yüzümü öper, bedenime sarılır o zaman tatile çıkarım. Dağdan esen kekik kokuları eşliğinde yüzerim, balık tutarım. Bir kelebek gezerse etrafımda kim geldi acaba diye benzetmeye çalışırım kaybettiklerime..
                  Hoş geldin bahar.. İnsanların soğuk yüzü gitsin sıcak yüzü gelsin seninle birlikte...
                 


18 Mart 2012

ruhunuz şad olsun...


14 Mart 2012

ikarus..





İkaruslar Pakistan'a hediye ediliyormuş. 


Topbaş demiş ki: "Biz de yeni otobüsleri aldığımızdan dolayı İkarus diye bildiğimiz, yıllardır İstanbul'a hizmet veren artık miadını dolduran, devamlı bakımını yaptığımız, bizde artık kullanım dışı kalan 100 adedini kendilerine hediye olarak vereceğimizi öğle yemeğinde kendi konutunda ifade edince gerçekten çok ciddi duygulandıklarını gördük. Bu bir sürprizdi kardeşlik nişanesiydi. Bunlar tabii ki belki burada bir hurda niyetine bile gitmeyecek kadar sıkıntılı ama biraz müdahaleler yapmak suretiyle elimizdeki yedek parçaları da artık biz kullanamayacağımız için onlara vereceğiz. Bu otobüsleri orada bir müddet daha kullanabilirler. Sadece metrobüs hattında değil, yeni gelecek otobüsler devreye girdikten sonra iç taraflarda hatlarda köy yollarında kullanabileceklerinden bahsettiler."


Ne kadar düşünceli değil mi? Sonuçta biz değil miyiz bir kıyafeti, bir ders kitabını nesiller boyu kullanan? Kitaplarımızın karalanan kısımlarını siler kardeşlerimize verirdik, sahaflarda satardık..  Şimdi de ikarusların bakımlarını yaptırıp kardeşlik nişanesi olarak hediye ettik. 

Merak ettiğim bir kısım bakımdan kasıtları nedir? Asıl kısım miadı dolmuş hediye nedir? 


Miadı dolmuş açıklamasının ardından hediye kelimesini kullanmak bana ayıp geldi. Sağlık sektöründen bildiğim miadı dolmuş bir malzeme sterilize edildikten sonra 1 ay kullanılabilir. Ulaşım sektöründeki bakım sonrası süre ne kadardır merak etmekteyim.   



Biz bu ikarusları yıllardır kullanıyoruz. Hep bakımsızdı. Kapılar, körükler hep delikti. Bunlar kışın popo dondurur yazın ise boğazdan geçiyorsanız eğer ve trafik yoksa doğal klimaydı. Bu durumlar söz konusu değilse de iğrenç egzoz eşliğindeki sıcak havayı ağzımıza burnumuza vururdu. Tavandaki delikleri ise kışların soğuk ve yağışlı geçmesine neden olurdu. Körüğün oradaki loşlukta liseli sevgililer aşklarını çılgınca yaşardı. Boyları 1.50 olanlar ayaktayken bir koltuğa tutunduysa asla bırakmazlardı. Çünkü üst demirlerin ergonomisi minimum 1.75 olan insanlar için idealdi. 


Eğlenceli kısımları da var elbette. İkarus virajı alırken önde ters oturan bir arkadaşınızla en arkada düz otururken camdan cama el sallamak mesela =))) Yıllarca eğlendik. Ouu yeeee.


Otobüs doluyken en arka kapıdan bindiysen akbili uzattığında geri gelecek mi heyecanı ayrı bir adrenalin salgısı katar insana. Bazen geri gelene kadar ineceğin durağa varırsın. Bir adamdan rica edersin bağırmasını. Çünkü ses asla öne gitmez.


Çok emektar otobüsler bunlar. 100 Adedi hediye edilmiş, kalanı değerlendirmeli bence sevgili İBB.  Mesela bunlar kesilip otobüs durağı yapılsa.. Ya da otobüs duraklarına yakın akbil dolduran büfelerden yapılsa.. Sonuçta bakım yapılıp tavanı akmaz ve hava geçirmezse sevimli durabilir. Ve biz ileride ne şartlarda ulaşımımızı sağladığımızı küçüklerimize anlatır, görsel olarak sunarız. Son olarak o koca körükten kocaman bir akordeon tasarlanıp uygun bir yerde sergilenebilir. 


Hoşçakal ikarus.. Her nerede yaşayacak ve yaşatılacaksan..





8 Mart 2012

8 mart

Kadın yaşamın omurgasıdır. Ailelerin güçlü köklü ağaçlarıdır. Çiçektirler. Hayvanlara verdiğimiz önemin bir kısmını da bitkilere vermemiz umuduyla.. Gelecek nesillerde emekçi kadın-emekli kadın farkının kapanması umuduyla.. Empati yetisi kazanılması umuduyla.. 
Kutlu olsun!  


1. Güney Doğu Anadolu Kadınları
2. Marmara Kadınları
3. Ege Kadınları
4. Akdeniz Kadınları
5. Karadeniz Kadınları
6. İç Anadolu Kadınları
7. Doğu Anadolu Kadınları
8. Annem
(Benim emekçim. En büyük martım.)

22 Şubat 2012

Hadi Hadi Hadi!!






Pembe bir metrobüs gördüm rüyamda
Sapık adamlar kapı ağzında
Bakınırken içeri doldular bir anda
Salya sümük kokusuyla

Kalbi atan sapık bedenlerdi hepsi
Hepsinin elinde birer patates cipsi
Kıllı koltuk altı teri kokuyorlar
Körüklerde

Affet bu durakta inmek istedim
Pembe bir metrobüs olmak istedim
Körüğü elimle bölmek istedim
Atatürk'ü özledim..

14 Şubat 2012

cüce şubat





Öncelikle öykümü 4 yılda bir gelip 29 çeken selvi boylu şubatta paylaşmanın haksız gururunu yaşıyorum belirtmek isterim.
Ve teknik desteklerinden dolayı Berkay Erdim 'e teşekkür ederim.
Sevgililer Günü kutlu olsun.
Şubatı ve kapitalist ekonomiyi besleyin.

Stop Motion-478 kare
Asitane..



8 Şubat 2012

Kırmızı Mızmızı



Diyanet İşleri, trafik kurallarına uyulması için çalışmalar yapacakMIŞ. Kırmızı ışıkta geçmenin caiz olmadığını anlatacaklarını belirten Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Raşit Küçük, “Biz 'Kanundan kaçarım ama Allah'tan kaçamam' duygusuna sahip olmalarını sağlamaya çalışacağız” deMİŞ.

      
Her şeyin hayırlısı..

=)


1 Şubat 2012

Barış Manço, 81300, Moda





Reçete =)
Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın 
İçine hatmi çiçeği biraz çörek otu katasın 
Hatta biraz tarçın bir tutam zencefil.. 
Bin derde deva geliyor..

Demir =)
 Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

Hayvanlar =)
Bak evladım buna ayı derler
Ormandan inip şehre gelirler
Ağır mağır hantaldır ama
Armudun iyisini ayılar yerler

Ama benim adım bal böceği
Bekleyemem ben bu geceyi
Gelirde koynuna girerim ama
Sonrada batırırım iğneyi

Yaban tayları çayırda tepişiyor mu
Çilli horoz kedilerle dövüşüyor mu
Sarıkız minik buzağıyı sütten kesti mi
Kuzularla oğlaklar sevişiyor mu
Arkadaşım eş arkadaşım şek arkadaşım eşek
Nesiller ve Aşk =)
Ufacık bir yuva nohut oda bakla sofa ama sapasağlam ayakta
Çeyiz dedikler yorgan yastık iki sandık iki de bohça
Gözleri hala dolu dolu oluyor dedemin adını andıkça
Kırk yıl bir yastıkta tam kırk yıl
Anlat babaanne ölümsüz aşkını
Bir yastıkta tam kırk yıl
Babaanneme göre zamane kızları
Pek bir hoş ama pek bir zormuş
Hele hele beyleri dede gibi olmasa da
Her şeyi zor beğenir olmuş
E beyleri zor bey kızları zor kız
Gençlerin işi pek bir zormuş
Dişi kuş yuvasını severek kuracak ki bu iş tamamına ersin
Erkek kanadını şöyle bir açacak ki bu iş tamamına ersin
Beyleri zorsa da kızları zorsa da bu iş tamamına ersin

Dünyalı =)
Tek bir soru hemşerim memleket nire?
Bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
Bu dünya benim memleket
Tövbe, tövbe, tövbe
Sonradan Görme =)
Biz görmeyeli çok değişmiş
Selam sabahı unutmuşsun Süleyman
Sofraya hemen yerleşiverdin
Belli ki gurbet sana yaramamış Süleyman
Yedin içtin afiyet olsun
Neler gördün anlat bakalım Süleyman
Tepsiyi biraz da bu tarafa gönder
Müsaade et de bi tadına bakalım Süleyman

Sokak Satıcıları =)
Keşke hislerimi sana açıkça anlatabilseydim
Sana deli gibi aşık olduğumu söyleyebilseydim
Göz göze geldiğimiz o anda
Sanki dilim tutuldu bir anda konuşamadım karşında
Oysa bütün cesaretimi toplayıp sana gelmiştim
Senin için şu kalbi gör istemiştim
Tam elini tutmak üzereyken aşkımı itiraf edecekken
Sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam
Domates biber patlıcan domates biber patlıcan
Bir anda bütün dünyam karardı bu sesle sokaklar yankılandı
Domates biber patlıcan


Kuzen =)
Halamın kızı Zehra dostlar başına
Bize sık sık gelir gece yatısına
Bir geçerken uğramıştı tam onsekiz ay oldu
O gün bu gün bizde kalıyor Zehra

Çayına biber koydum
Çorbasına reçel kattım
Hapşırık tozu serptim hırkasına

Yatağına fare koydum
Dolabına kurbağa
Ama yine banamısın demedi Zehra..

Ağa Kızı İle Irgat =)
Aslıhandan Neslihandan hele hele yar yar
Fayda gelmez bey kızından hele hele yar yar
Barış böyle belledi bir çaldı binbir söyledi
Siz de böyle söyleyin haydi
Kalk gidelim küheylan uçalım gayri
sen bana döne ben sana gayri
Kalk gidelim küheylan uçalım gayri kendimize varalım gayri
Kalk gidelim küheylan uçalım gayri evimize dönelim gayri
Dünya =)
Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası
Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna
Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok
Barış der her bir yanın altın gümüş taş olsa
Dalkavuklar etrafında el pençe divan dursa
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok

Yakarış =)
Allahım güç ver bana sığındım sana
Bu ne dayanılmaz acı sabır ver bana
Yeter artık çektiklerim bitsin bu ceza
Ümitsiz haykırıyorum ne olur dön bana

Bayramlar =)
Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi
Biyografi =)
Öksüz doğdu Mehmet
İte kaka büyüdü Mehmet
Onbir yaşına doğru
Okula da gitti Mehmet
Çaka çaka okudu da Mehmet
Döne döne başı döndü Mehmet
Diploma hak getire Mehmet
Okumayı sökemedi ki Mehmet
Saldım çayıra Mehmet
Mevlam kayıra Mehmet
Komşu Kızı =)
Dama çıkmak isteyen merdivenden iner mi
İnsan attan inip hiç eşeğe biner mi
Dü Düriye komşu kızı Düriye
Naz etme gel beriye mahsun bakma öyle
Dü dü dü Düriye komşu kızı Düriye
Hele hele gel beriye dargın mısın söyle
İnci boncuk tanesi boynunu süsleye
Yedi köyün hanesi feda sana Düriye
Dü dü dü Düriye komşu kızı Düriye
Benim gönlüm kimde senin gönlün kimde

Barış =)
Derdimi kimlere söyleyim ben garip Barış'ım neyleyim
Anadan babadan yuvadan uzakta yine yol göründü gurbete
Ben =)
 Kuyu başına vardım Zeynebi görem diye…

10 Ocak 2012

üçleme!

üçüncü bademcik nefes almamızı engeller
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 3. Köprü'ye neden "Hayır" denmesi gerektiğini sıralamış.
1- Trafik sorununu çözmeyecek
İstanbul'un ilk boğaz köprüsü 1973'te, ikincisi 1988'de açıldı. O zaman gösterilen gerekçeler, iki kıta arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak ve trafik sorununu çözmekti. Ama sorun daha da içinden çıkılmaz hale geldi.
Köprüler trafiği azaltmıyor, aksine kendi trafiklerini yaratıyor çünkü taşıdıkları yolcu değil araç. 1. Köprü açıldıktan bir yıl sonra Boğazı geçen insan sayısı yüzde dört artarken  Boğazı geçen araç sayısı yüzde 200 arttı.
2. Köprü açıldıktan sonra bugüne kadar, Boğazdan geçen insan sayısı yüzde 170 artarken Boğazdan geçen araç sayısı yüzde 1180 arttı.
2- Yeni köprünün iki yaka arasından transit trafiğini geçirerek, İstanbul trafiğini rahatlatacağı söyleniyor
Bu gerekçe doğru değil. Çünkü 3.Boğaz köprüsünün yapımına gerekçe gösterilen transit trafiğin boğaz geçişlerindeki payı sadece yüzde iki/üç.
3-  Köprülerin oluşturduğu bunaltıcı trafiğin nedeni nedir?
Kentte toplu taşımacılığa gereken önemin verilmemesi. Dolayısıyla köprüler, insanların değil, araçların karşıdan karşıya geçişlerine hizmet ediyor. Yolcuların yüzde 63'ünü taşıyan toplu taşım araçlarının köprü trafiğindeki payı yüzde 10. Yolcuların yüzde 37'sini taşıyan özel araçların köprü trafiğindeki payı yüzde 90.
4- Boğazda karşıdan karşıya geçmenin en kolay yolu karayolu odaklı ulaşım/boğaz köprüleri mi?
İstanbul tam ortasından büyük bir suyolu geçen bir deniz kenti. Böyle bir kentte, özellikle boğaz geçişlerinde  deniz, toplu ulaşım için başta gelen  hızlı, etkin, rahat ve düşük maliyetli seçeneklerden birisi. Ancak İstanbul'da iki yaka arasındaki toplu ulaşımda deniz ulaşımının payı düşük; iki yaka arasında inşa edilmekte olan raylı sistemin bitirilmesi için yeterli çaba gösterilmiyor ve karayolu ağırlıklı bireysel ulaşım teşvik ediliyor.
5- Ulaşım sorununu çözmek için köprü yerine neler yapılmalıdır?
İki yaka arasında daha dengeli bir nüfus dağılımı  yaratılmalıdır.  Bunun yanında yeni köprü yerine inşaatına başlanan raylı geçişin bir an önce hizmete geçirilmesi sağlanmalı ve iki yaka arasındaki geçişlerde deniz taşımacılığının payının arttırılmasına çalışılmalıdır. Toplu taşımacılığının kalitesi arttırılarak özel araç kullanımını caydırıcı tedbirler alınmalıdır.
6- 3. Köprü sadece Sarıyer ve Beykoz ilçelerinde yaşayanları mı etkileyecek?
Boğaz köprüleri İstanbul'un plansız ve sağlıksız biçimde kuzeyde doğru genişlemesini teşvik ederek, planlanmamış nüfus artışına neden oluyor. Bu durum 2. Köprü'nün açılması sonrası oluşan Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi kalabalık ve çarpık yerleşimlerde çarpıcı biçimde yaşandı. 3. Köprü bu çarpık gelişmeyi daha da hızlandıracak. Daha şimdiden köprü güzergâhı üzerindeki araziler el değiştirerek büyük sermaye grupları tarafından satın alınıyor.
7-3. Köprü'nün rantı nereye gidecek?
Büyük inşaat şirketleri, arazi spekülatörleri, bankalar, petrol devleri, otomotiv şirketleri. Olağanüstü yetkiler yaratan kentsel dönüşüm yasasıyla beraber, İstanbul'da 250 bin yapının yıkılması planlanıyor. 3. Köprü'nün bağlantısı olan Kuzey Marmara otoyolu projesinin yüzde 12'lik bölümünü  aslında orman olan ancak 2-B olarak anılan arazilerinden oluşuyor.
8- 3. Köprü İstanbul'da yaşayan insanların yaşamını nasıl etkileyecek?
3. Köprü kentin kuzeyinde yoğunlaşan son doğal yaşam alanları üzerinde geri döndürülemez yıkıcı sonuçlar yaratacak. Köprünün yapımı sırasında, iki milyon ağaç kesilecek. 3. Köprü'yle birlikte İstanbul ormanlarının üçte biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Dere yataklarının taşması sonucunda seller yaygınlaşacak; içme suyu havzalarının kirlenmesi ve erozyonla birlikte barajlardaki su oranının düşmesiyle İstanbul'un su sorunu daha da ağırlaşacak; geçimini ormandan sağlayan çok sayıda orman köylüsü yoksullaşacak; hava kirliliği artacak ve yaban hayatı daha da tahrip olacak
9- 3. Köprü sadece İstanbul'u mu etkileyecek?
3. Köprü projesinin yapımı için altı milyar dolarlık bir maliyet biçiliyor. 3. Köprü, Marmara bölgesinin tamamını etkileyecek olan Kuzey Otoyolu projesinin bir parçası. Bu otoyol, Kocaeli ve Çatalca havzalarındaki birinci sınıf verimli tarım topraklarının ve su havzalarının da tahribi ve yağmalanması anlamına gelecek.
10- 3. Köprüyü savunan bir bilim insanı var mı?
Bugüne kadar hiçbir bilim insanı, bilimsel kurum ya da meslek örgütü, 3. Köprü'nün İstanbul için bir ihtiyaç olduğunu savunmadı. Aksine 3. Köprü'nün İstanbul'a vereceği zararlar bilimsel açıdan kanıtlandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan bilim insanları ve mühendisler tarafından hazırlanan kentleşme planında bile, 3. Köprü kente karşı bir tehdit olarak belirlendi. 

30 Aralık 2011

2binon2

Planların aksamadığı, uykusuz kalınmadığı,huzurdan oksijenin kafa yaptığı, aşktan kalp ritminin bozulduğu, sağlık fışkırmalı, gezmeli tozmalı,tiyatrolu, müziklerin canlı,yanakların kırmızı olduğu,üşümesiz, işimize bayılmalı, %100 zamlı,her renk ayakkabının olduğu yıl olsun 2012... Sular, elektrikler hiç kesilmesin, telefonlar hep çeksin, modemler sorun çıkarmasın. Çözünürlüğümüz yüksek olsun. Çoraplar patates yapmasın. Halılara su dökülmesin. Üst komşumuz kıllı kilimlerini silkeleyip son kıllanma tarihimizi doldurmasın. Sufleler kıvamında pişmiş olsun. Kimsenin benzini bitmesin. Pizza siparişleri 30 dk.'yı geçmesin. Bebekler in doğması için suni sancı yerine suni teneffüs yeterli olsun.. Güneşimiz ve suyumuz bol olsun. Merhaba.. =)

20 Aralık 2011

..Kışı Makarna Yapalım..


Her yağmur yağdığında düşünürüm ben. “Yüce rabbim yine makarna süzüyor..” diye. Şimşekler de aslında ocak çakmağı olabilir…



Evrenin bize sunduğu doyurucu bileşenlerin en babasıdır makarna. Bukalemun gıdadır, siyah ayakkabı gibidir. Her şeye uyum sağlar. Hem avamdır hem burjuvadır. Fesleğen-mantar-tavuk makarna ilişkisi acayip entrikalıdır. Közde patlıcanla kaçamağı herkes tarafından onaylanmaz. Ketçap ve mayonezle bileşimi çok rutindir.. Ve krema cilasıdır onun.. Yoğurt komşusudur.. Herkes için bir şekli vardır, düdükler için bile..

Öğrenci evlerinin demirbaşıdır. Bir kişi 4 yıllık öğrencilik yaşamı boyunca ortalama 385 kg makarna yer.. bence.. :D yani öyle hesapladım…

Çok sevdiğim iki arkadaşım makarnayı müzik gurubundan çıkarmak istedikleri elemanlar için kullanırlar mesela. Gruptan birinin çıkarılmasına karar veriliyor diyelim. Bir evde toplanıyorlar.  Makarna pişiriliyor, yeniyor, konu açılıyor. Hallediyorlar elemanı. Sonra soruyorsun nerde nasıl falan diye. Makarna yaptık biz onu diyorlar.. Orijinal adamlar var çevremde.

Kuskus vardır bir de.. Biraz karaktersiz.. Pilav mı makarna mı kararsız. Makarnaya daha yakın durmakta.. Adı değişik olsaydı belki daha sevimli olabilirdi.

Erişte var ya erişte işte o anadolunun makarnası. İmece usulü..  Çemberini örtüp “hamur yapmak”amacıyla bir evde toplanan  tombik tombik, göbekli, memeli teyzelerin hep beraber el attıkları erişte.. O muhabbetler süper. Paylaşım süper. Makarna fabrikalarındaki gibi değil hiçbir şey. O hamurlar açılır kesilir  Bir kısmı katmer gibi pişirilir, yanına çay demlenir.. Teşekkür anlamında sunulan bir hamur parçası, bir ince belli ne güzel… Belki de asla teşekkür beklemeyen kadınlar ve misafirperver bir ev sahibesidir .. Şehir bozdu bizi. Kevgirden tam geçemedik.. Rabbim bizi süz.. Gerekirse makarna yap..

15 Aralık 2011

AyBirLira


       Bir gece metrobüs yolculuğu sonrası, 1500 basamaklı merdivenleri, yola ulaşmak üzere, belediyeyi düşünerek çıkıyordum. Bir ses geldi “ aybirlira” . Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Girişimci bir amca, teleskop kurmuş metrobüs çıkışındaki üst geçide, çevirmiş Ay’a. 1 liraya gösteriyor, Ay’ı.. Vay dedim. Güzel şehrim. Yaratıcılıkla şapşallık arasında gittim, geldim. Sonra düşündüm adam göstermek istiyor,  görmek isteyenler de var ki orada bekliyor. Gören razı gösteren razı. Allah bereket versin. Havası açık olsun.
Karanlık kumsalda uzanıp yıldızları izlemek mükemmel bir duygudur. Baktıkça gözlerine inanamazsın. Ve yeni yıldız kümeleri görmeye başlarsın daha önce dikkatini çekmemiş. Bir de yanında sevgili varsa tadından yenmez o yıldızlar ya da sevgili…
Benim en sevdiğim yıldız takımı Büyük Ayı’dır. Büyük Ayı’nın da en çok dördüncü, diğerlerinden daha sönük olan, 7 yıldızın en orta yerine denk gelen yıldızı severim (adı Megrez). Sanki hastaymış gibi gelir bana. Cilalayıp parlatmak isterim. Ve en büyük fantezim;

Bir de Küçük Ayı vardır. Kesinlikle mizah dergilerinde çizilen sperme benziyor. 


Ve üçüncü olarak sevdiğim, dabılyuya benzeyen, Kraliçe Takım Yıldızı. Kraliçelere layık bir yıldız. =)



Yıldızların aslında atmosferde şuursuzca yer değiştiren göktaşları olduğunu düşünmek çok acı. Ne kadar çok anlam atfetmişiz. Baba yıldızlar karakterli, oturaklı ama. Mesela ben hiç Büyük Ayı’da kaçak görmedim. Yıllardır biri kaymaz mı? Helal olsun. Yıldızlar sabaha kadar teker teker kayıp gökyüzünü terk ediyorlarmış… İyi geceler.



1 Aralık 2011

Bir Petim Bile Yok! Anlıyor Musun?


       Bir erkek ortamında okey oynanırken kedi, köpek, balık muhabbeti açılmış. Con con tabir edilen bir oğlan “Sizin hiç petiniz oldu mu?” diye sormuş. Esas oğlanlar gülmüşler tabi.. Çünkü İngiliz ağzı ile de olsa böyle bir soru Türk erkeği için komik. Kızsal şeyler bunlar..

Pet kelimesinin TDK' daki anlamı;
"pet   İng. pet 
Yararcı amaçlar dışında zevk, arkadaşlık, dostluk vb. amaçlarla sahiplenilen evcil hayvan.
 BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü "
          Çok iyimser bir tanım değil mi? Asla yararcı değiliz. Gazete getir,terlik götür gibi eğitimleri belki bir gün zevkine frizbi oynarsak oyuna yaban kalmasın diye veriyoruz.
         Yıllarca evde bir hayvanım olsun istedim. Çok girişimlerde bulundum ancak hepsi hüsranla sonuçlandı. Hepsi kalbimde yaşıyor. Artık düşünmüyorum. Evren bana çok anlatmaya çalıştı.
          Babam haftasonları arkadaşlarının evcil hayvanlarını getirirdi.Evimizde misafir ederdik. Ama yetmezdi iki gün. Sonraki zamanlarda evde dönem dönem uçuşan kelebekleri eğitmeye çalıştım. Çok küçüktüm.. Hepsinin adı virjindi.. Söz dinlemeyip uçuştukları için huysuz olduklarını düşünüyordum..
        İstanbul’da deprem tatili olmuştu. Biz de ailecek Ege, Akdeniz turuna çıkmıştık. Ayvalık’ta bir kertenkele yakalamıştım. Şeffaf pembe, kakasının barsağından geçişi izlenebiliyordu. İsmi Şoşi. Bizimle kıyı kıyı gezdi, konakladı. En son Antalya ‘da vefat etti.
        Saliha ve Çeyrek.. Pazardan aldığımız civcivler. Delikanlı horozlar oldular. Dördüncü kattaki evimizin  balkonunun korkuluklarının üzerine çıkıp caddedeki arabaları izlerken gördüğünde annemin ödü patlayınca evde yaşamaya devam edemeyeceklerini söyledi. Köye gönderildiler. İki ay sonra iki but olarak geri geldiler. Kesilme zamanları gelmiş. Biz büyüttüğümüz için kardeşim ve bana birer hak düşmüş. Çok duygulanmıştık gerçekten. Gözyaşlarımız annemin hazırladığı horoz suyuna çorbaya tuz katmıştı...
               Ecevit.. Çocukların kovalaması sonucu korkudan nereye kaçacağını bilemeyen güvercin. Paçalı. Annemin apartman kapısını açmasıyla Ecevit'in içeri girmesi bir olmuş. Sonra anneme bakmış. Bakışlardan etkilenen annem eve getirmiş. Birkaç gün takılmıştı. Sonra köye. Sonra gözyaşlarımız annemin hazırladığı paça çorbasına... Şaka.
             Üniversitedeyken Adanalı bir dostum vardı. Bir tatil sonrası tren yolculuğundan sonra bize uğramıştı. Bana "Bak sana ne getirdim." diye bir kutu uzattı.Kutudan anne yapımı bir şey çıkacağını düşünmüştüm. Sipidi çıktı. Adam kaplumbağa getirmiş, küçük bir omlet tavası büyüklüğünde kara kaplumbağası.. Çok severim; adamı da, kaplumbağayı da. Şok oldum tabi nasıl getirdi, o kadar saat, trende..  "Saldım" dedi. "Gezdi, trenin maskotu oldu, elden ele dolaştı. Hatta bir kız istedi de vermedim dostum!" dedi. Dostluğumuz pekişmişti.Başka memlekette bir başıma değildim. Ailem olmasa da dostlarım vardı.. Sonra Sipidi evde kayboldu. Bildiğin bulamadık. Ev en üst kattaydı ve odam balkonluydu. Alt komşulara sorduk :
 -İyi günler teyze, biz üst kattaki öğrencileriz. Balkonunuzda kaplumbağa var mı bir bakar mısınız lütfen?
Sonra bakkala sorduk :
-Amca buralar da hiç kaplumbağa gördünüz mü? Kaplumbağam kayboldu ..
Öğrenci 2. Sınıf vatandaştı o zamanlar. Annem kayboldu desem "Kirayı verdiniz mi? Tavanda ayakkabı izi var mı? Evde erkek var mı?"  bakışları asla değişmezdi. Sipidi'yi bir daha hiç görmedik. Adanalıyla dostluğumuz devam...
          Bebek X.. Üniversiteden çılgın bir arkadaşımın evindeki 1 köpek,1 kuş ve 9 kediden biriydi, benim seçtiğim.. O akşam hem yemeğe hem de seçmiş olduğum turuncu kediyi almaya gitmiştim.Yemekten sonra Paşa'nın (köpek olan) yemeği balkona konuldu. X "tadına bakmayacaktım sadece koklayacaktım off" fon müziği ile yemeğe yaklaşırken Paşa X'i kenara itmek istedi ve dişini X'in boğazına taktı. X balkonda can verdi.. Adına bile karar verememiştim.

                  Buji.. Bir yaz gecesinde kardeşimin çılgın çocukların elinden kurtardığı yavrucuk.Sırtı siyah, göbek beyaz.. Değişik melodilerle havlıyordu. Babası opera sanatçısı olabilir. Birbirimize o kadar alışmıştık ki.. İstanbul'a gelemezmiş..Haber alamadık bir daha..


                  Kavun.. Düzenli Mısır Çarşısına hayvan sevmeye giderim. Denk gelmişti, bir satıcı yavru dağıtıyordu. Aldım. Birkaç gün evde baktık.Sonra okula dönecektim. Bir ayakkabı kutusuna koyduk, yanına üşümesin diye ılık su şişeleri.. Atladık trene. Bir süre sonra Kavun sızmıştı.                     İzmit'e yaklaşmak üzereyken sütle karışık bir idrar kokusu yayılmaya başladı. Baştan anlamadım. Yavru diye tutamadı sandım. Sonra tepkisizliği ve soğuması beni tedirgin etti. Farkettim ki kucağımda bir ceset var ve daha en az 4 saat yolum var. Annemi aradım. Bir istasyon da görevliye vermemi söyledi. İzmit'te 15 dakika falan duruyordu tren. Kapıdan üst bedeni sarkıtıp etrafa bakındım. Bir görevli buldum ve poşeti verdim. Siyah poşet. Şişelerden Ağır. 
-Amca merhaba. Kedim öldü, kutuda.. Yolum uzun, kokmaya başladı.. Benim için gömer misiniz?
-?
-Kedim amca, öldü, poşetin içindeki kutuda
-??
-Amca tren kalkıyor, gömün lütfen.." 
                                        ....Benden sonra bomba imha ekibini çağırmış olabilir. 


                       Karabaş... Yazlık bahçemizde dünyaya gözlerini açan kedicik. Annem eve sokmamıza izin vermiyordu. Tatilim bitip İstanbul'a dönmek zorunda kaldığımda haberini aldım: Beraber uyuyorlarmış annemle.. İstanbul'a gelemezmiş..


                   Titi... Karabaş'ın kardeşi.. Kumsalda bir köpek tarafından hayatına son verildi..


Evren bana çok anlatmaya çalıştı.

24 Kasım 2011

Ben Bir Kere Öğretmen Olmuştum..



2006 Yılında yüksek lisansa başlamıştım ve “part time” bir işe ihtiyacım vardı. Öğretmen vasfımın da olması üzerine “Ücretli Öğretmenlik” denilen mesleğe başladım. Ücretli öğretmenlik önlisans ya da lisans mezunlarının başvurabildiği (bölüm sorun değil), ders başı cüzi miktarda para kazanılan ve sigortası ayın yarısı kadar ödenen bir işti. Devletin kaçak işçileri… İlçe milli eğitim beni öncelikle kendi branşımda çalışabileyim diye bir liseye gönderdi… Okulun bahçesinden girdim, binanın kapısına gidene kadar çılgın ergen bakışları… Görevliye durumu açıkladım ve müdür odasında bekleyebileceğimi söyledi. İşveren müdürle anlaşabilirsem tekrar ilçe milli eğitime gidip işlemlerimi halletmem gerekiyordu.5,10 Dakika sonra müdür adam girdi içeri ve bana bağırmaya başladı:
“ Burada ne işin var?! “
“ Neden sivilsin?! ”
“ Hangi sınıftasın?! “
Üç kelime söyleyebildim: “ Şeeey… Ben… Öğretmen… “,
Müdür birden durumu kavradı, yüzü yeşil sarı bir renkten geçerek pembeye ulaştı:
“ Hocaaanım hocaanım kusura bakmayın ben sizi öğrenci sandım. Burası çok pis bir okuldur. Sizi üzerler. Çok olaylar olur. Burada çalışmanız uygun değil.”
İlçeye gidip durumu anlattım. Müdüre hak verip, sınıf öğretmenliği yapmama karar verdiler. Ve başka bir okula gittim görüşmeye. Uygun bulundum, başladım..
İlkokul 3. Sınıf, 26 Kişi mevcut. 13 Kız 13 Erkek olması beni gereksiz çok sevindirdi. Enteresan bir çevre, suç bölgesi.. Cahil veliler, sevimli,sümüklü bebeler..
İki yıl aynı okulda devam ettim. İlk yıl 3. Sınıflarla 2. Yıl 5. Sınıflarla çalıştım…

1. Sınıf öğrencileri vardı: Ahmet ile Mehmet.. Kanka bunlar. Bir gün kat nöbetçisiyim. Görevim tenefüste katta asayişi sağlamak ve ders zili çaldıktan sonra kattaki öğrencileri sınıflarına gönderip derse dönmek.. Herkes sınıfına girdi, bu iki velet girmiyor.
“ Öpebilir miyiz Zeynep Örtmeniiim ? ” diye mızıldanıyorlar. Bir süre sonra direncim bitti ve öpün ve sınıfınıza girin dedim. Eğilip yanağımı uzattım. Beni öptüler. Arkalarını dönüp birbirlerinin omuzlarına ellerini atıp sarıldılar ve yürümeye başladılar. Ahmet dönüp Mehmet’e dedi ki:
“ Nasıl yaladık ama Zeynep Örtmeni!  Hehehe.. “


2. Sınıfların öğretmeni 2 Yıllık “ Gıda Teknolojileri” bölümü mezunuydu. 2. sınıf çok kritiktir, geçiştir. Önemli olan öğretmenin etten, sütten, sebzeden, meyveden anlamasıydı.

3. Sınıf dersliği bulunduğu mevki itibariyle aynı binayı paylaştığımız otistik çocuklar dersliklerinin bir üst katındaydı. Eğiticinin, öğreticinin az olduğu bu bölümde genel çocuk ihtiyaçlarının giderilmesi için düşük fiyatlara kız meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümlerini bitirmiş kızcağızlar çalışmaktaydı. Düzenli olarak kendi bölümünden fırlayıp, dersliğimizin tam ortasına çişini yapmaktan zevk alan bebenin göbeği gıdıklansın. Şimdi.

4. Sınıflar da kapkaç olayı yaygındı. Sınıfta sürekli silgileri kapıp kaçanlar vardı. Birgün bir bebe gelmemiş. Komşusunun tavuğunu kapıp mısır çarşısına kaçmış. Tavuğu satmış cips ve misket almış. Ertesi gün elleri hala yağlıydı..

5. Sınıflara yaptığım yazılı sınavlarda aldığım birkaç çılgın yanıt:

Ders: Din
Soru: Orucu bozan şeyler nelerdir?
Cevap:  -Limon görürüz, tükürüğümüz çıkar, orucumuz bozulur. Hemen abdest alır camiye gideriz. Namaz kılarız. Ve oruç tutmaya devam edebiliriz.
          —Patates, ekmek, domates, salatalık, zeytin, hamburger, reçel, peynir, karpuz, sucuk, fasulye, çorba, kola, cips, jelibon, poğaça, simit, elma, yeşil zeytin, armut, maydanoz, tuz, şeker, kaşarlı tost, sucuklu tost, karışık tost, yengen…


Ders: Trafik
Soru: Bisiklet kullanma kuralları nelerdir?
Cevap: - Kızlar etekle bisiklete binmemelidirler. Düşerlerse altları görünür. Günah olur.
        — Bisikletin frenleri olmalıdır. Yoksa ayağımızı arka lastikle plastik arasına sıkıştırıp durabiliriz. Ayakkabımız erirse babamız dövebilir.






Öğrenci komiktir...






Öğrenci çılgındır...





Öğrenci duygudur..



Öğretmen sevgidir...




Öğretmen aşktır...