10 Ocak 2012

üçleme!

üçüncü bademcik nefes almamızı engeller
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 3. Köprü'ye neden "Hayır" denmesi gerektiğini sıralamış.
1- Trafik sorununu çözmeyecek
İstanbul'un ilk boğaz köprüsü 1973'te, ikincisi 1988'de açıldı. O zaman gösterilen gerekçeler, iki kıta arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak ve trafik sorununu çözmekti. Ama sorun daha da içinden çıkılmaz hale geldi.
Köprüler trafiği azaltmıyor, aksine kendi trafiklerini yaratıyor çünkü taşıdıkları yolcu değil araç. 1. Köprü açıldıktan bir yıl sonra Boğazı geçen insan sayısı yüzde dört artarken  Boğazı geçen araç sayısı yüzde 200 arttı.
2. Köprü açıldıktan sonra bugüne kadar, Boğazdan geçen insan sayısı yüzde 170 artarken Boğazdan geçen araç sayısı yüzde 1180 arttı.
2- Yeni köprünün iki yaka arasından transit trafiğini geçirerek, İstanbul trafiğini rahatlatacağı söyleniyor
Bu gerekçe doğru değil. Çünkü 3.Boğaz köprüsünün yapımına gerekçe gösterilen transit trafiğin boğaz geçişlerindeki payı sadece yüzde iki/üç.
3-  Köprülerin oluşturduğu bunaltıcı trafiğin nedeni nedir?
Kentte toplu taşımacılığa gereken önemin verilmemesi. Dolayısıyla köprüler, insanların değil, araçların karşıdan karşıya geçişlerine hizmet ediyor. Yolcuların yüzde 63'ünü taşıyan toplu taşım araçlarının köprü trafiğindeki payı yüzde 10. Yolcuların yüzde 37'sini taşıyan özel araçların köprü trafiğindeki payı yüzde 90.
4- Boğazda karşıdan karşıya geçmenin en kolay yolu karayolu odaklı ulaşım/boğaz köprüleri mi?
İstanbul tam ortasından büyük bir suyolu geçen bir deniz kenti. Böyle bir kentte, özellikle boğaz geçişlerinde  deniz, toplu ulaşım için başta gelen  hızlı, etkin, rahat ve düşük maliyetli seçeneklerden birisi. Ancak İstanbul'da iki yaka arasındaki toplu ulaşımda deniz ulaşımının payı düşük; iki yaka arasında inşa edilmekte olan raylı sistemin bitirilmesi için yeterli çaba gösterilmiyor ve karayolu ağırlıklı bireysel ulaşım teşvik ediliyor.
5- Ulaşım sorununu çözmek için köprü yerine neler yapılmalıdır?
İki yaka arasında daha dengeli bir nüfus dağılımı  yaratılmalıdır.  Bunun yanında yeni köprü yerine inşaatına başlanan raylı geçişin bir an önce hizmete geçirilmesi sağlanmalı ve iki yaka arasındaki geçişlerde deniz taşımacılığının payının arttırılmasına çalışılmalıdır. Toplu taşımacılığının kalitesi arttırılarak özel araç kullanımını caydırıcı tedbirler alınmalıdır.
6- 3. Köprü sadece Sarıyer ve Beykoz ilçelerinde yaşayanları mı etkileyecek?
Boğaz köprüleri İstanbul'un plansız ve sağlıksız biçimde kuzeyde doğru genişlemesini teşvik ederek, planlanmamış nüfus artışına neden oluyor. Bu durum 2. Köprü'nün açılması sonrası oluşan Sultanbeyli ve Sarıgazi gibi kalabalık ve çarpık yerleşimlerde çarpıcı biçimde yaşandı. 3. Köprü bu çarpık gelişmeyi daha da hızlandıracak. Daha şimdiden köprü güzergâhı üzerindeki araziler el değiştirerek büyük sermaye grupları tarafından satın alınıyor.
7-3. Köprü'nün rantı nereye gidecek?
Büyük inşaat şirketleri, arazi spekülatörleri, bankalar, petrol devleri, otomotiv şirketleri. Olağanüstü yetkiler yaratan kentsel dönüşüm yasasıyla beraber, İstanbul'da 250 bin yapının yıkılması planlanıyor. 3. Köprü'nün bağlantısı olan Kuzey Marmara otoyolu projesinin yüzde 12'lik bölümünü  aslında orman olan ancak 2-B olarak anılan arazilerinden oluşuyor.
8- 3. Köprü İstanbul'da yaşayan insanların yaşamını nasıl etkileyecek?
3. Köprü kentin kuzeyinde yoğunlaşan son doğal yaşam alanları üzerinde geri döndürülemez yıkıcı sonuçlar yaratacak. Köprünün yapımı sırasında, iki milyon ağaç kesilecek. 3. Köprü'yle birlikte İstanbul ormanlarının üçte biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Dere yataklarının taşması sonucunda seller yaygınlaşacak; içme suyu havzalarının kirlenmesi ve erozyonla birlikte barajlardaki su oranının düşmesiyle İstanbul'un su sorunu daha da ağırlaşacak; geçimini ormandan sağlayan çok sayıda orman köylüsü yoksullaşacak; hava kirliliği artacak ve yaban hayatı daha da tahrip olacak
9- 3. Köprü sadece İstanbul'u mu etkileyecek?
3. Köprü projesinin yapımı için altı milyar dolarlık bir maliyet biçiliyor. 3. Köprü, Marmara bölgesinin tamamını etkileyecek olan Kuzey Otoyolu projesinin bir parçası. Bu otoyol, Kocaeli ve Çatalca havzalarındaki birinci sınıf verimli tarım topraklarının ve su havzalarının da tahribi ve yağmalanması anlamına gelecek.
10- 3. Köprüyü savunan bir bilim insanı var mı?
Bugüne kadar hiçbir bilim insanı, bilimsel kurum ya da meslek örgütü, 3. Köprü'nün İstanbul için bir ihtiyaç olduğunu savunmadı. Aksine 3. Köprü'nün İstanbul'a vereceği zararlar bilimsel açıdan kanıtlandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan bilim insanları ve mühendisler tarafından hazırlanan kentleşme planında bile, 3. Köprü kente karşı bir tehdit olarak belirlendi. 

30 Aralık 2011

2binon2

Planların aksamadığı, uykusuz kalınmadığı,huzurdan oksijenin kafa yaptığı, aşktan kalp ritminin bozulduğu, sağlık fışkırmalı, gezmeli tozmalı,tiyatrolu, müziklerin canlı,yanakların kırmızı olduğu,üşümesiz, işimize bayılmalı, %100 zamlı,her renk ayakkabının olduğu yıl olsun 2012... Sular, elektrikler hiç kesilmesin, telefonlar hep çeksin, modemler sorun çıkarmasın. Çözünürlüğümüz yüksek olsun. Çoraplar patates yapmasın. Halılara su dökülmesin. Üst komşumuz kıllı kilimlerini silkeleyip son kıllanma tarihimizi doldurmasın. Sufleler kıvamında pişmiş olsun. Kimsenin benzini bitmesin. Pizza siparişleri 30 dk.'yı geçmesin. Bebekler in doğması için suni sancı yerine suni teneffüs yeterli olsun.. Güneşimiz ve suyumuz bol olsun. Merhaba.. =)

20 Aralık 2011

..Kışı Makarna Yapalım..


Her yağmur yağdığında düşünürüm ben. “Yüce rabbim yine makarna süzüyor..” diye. Şimşekler de aslında ocak çakmağı olabilir…



Evrenin bize sunduğu doyurucu bileşenlerin en babasıdır makarna. Bukalemun gıdadır, siyah ayakkabı gibidir. Her şeye uyum sağlar. Hem avamdır hem burjuvadır. Fesleğen-mantar-tavuk makarna ilişkisi acayip entrikalıdır. Közde patlıcanla kaçamağı herkes tarafından onaylanmaz. Ketçap ve mayonezle bileşimi çok rutindir.. Ve krema cilasıdır onun.. Yoğurt komşusudur.. Herkes için bir şekli vardır, düdükler için bile..

Öğrenci evlerinin demirbaşıdır. Bir kişi 4 yıllık öğrencilik yaşamı boyunca ortalama 385 kg makarna yer.. bence.. :D yani öyle hesapladım…

Çok sevdiğim iki arkadaşım makarnayı müzik gurubundan çıkarmak istedikleri elemanlar için kullanırlar mesela. Gruptan birinin çıkarılmasına karar veriliyor diyelim. Bir evde toplanıyorlar.  Makarna pişiriliyor, yeniyor, konu açılıyor. Hallediyorlar elemanı. Sonra soruyorsun nerde nasıl falan diye. Makarna yaptık biz onu diyorlar.. Orijinal adamlar var çevremde.

Kuskus vardır bir de.. Biraz karaktersiz.. Pilav mı makarna mı kararsız. Makarnaya daha yakın durmakta.. Adı değişik olsaydı belki daha sevimli olabilirdi.

Erişte var ya erişte işte o anadolunun makarnası. İmece usulü..  Çemberini örtüp “hamur yapmak”amacıyla bir evde toplanan  tombik tombik, göbekli, memeli teyzelerin hep beraber el attıkları erişte.. O muhabbetler süper. Paylaşım süper. Makarna fabrikalarındaki gibi değil hiçbir şey. O hamurlar açılır kesilir  Bir kısmı katmer gibi pişirilir, yanına çay demlenir.. Teşekkür anlamında sunulan bir hamur parçası, bir ince belli ne güzel… Belki de asla teşekkür beklemeyen kadınlar ve misafirperver bir ev sahibesidir .. Şehir bozdu bizi. Kevgirden tam geçemedik.. Rabbim bizi süz.. Gerekirse makarna yap..

15 Aralık 2011

AyBirLira


       Bir gece metrobüs yolculuğu sonrası, 1500 basamaklı merdivenleri, yola ulaşmak üzere, belediyeyi düşünerek çıkıyordum. Bir ses geldi “ aybirlira” . Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Girişimci bir amca, teleskop kurmuş metrobüs çıkışındaki üst geçide, çevirmiş Ay’a. 1 liraya gösteriyor, Ay’ı.. Vay dedim. Güzel şehrim. Yaratıcılıkla şapşallık arasında gittim, geldim. Sonra düşündüm adam göstermek istiyor,  görmek isteyenler de var ki orada bekliyor. Gören razı gösteren razı. Allah bereket versin. Havası açık olsun.
Karanlık kumsalda uzanıp yıldızları izlemek mükemmel bir duygudur. Baktıkça gözlerine inanamazsın. Ve yeni yıldız kümeleri görmeye başlarsın daha önce dikkatini çekmemiş. Bir de yanında sevgili varsa tadından yenmez o yıldızlar ya da sevgili…
Benim en sevdiğim yıldız takımı Büyük Ayı’dır. Büyük Ayı’nın da en çok dördüncü, diğerlerinden daha sönük olan, 7 yıldızın en orta yerine denk gelen yıldızı severim (adı Megrez). Sanki hastaymış gibi gelir bana. Cilalayıp parlatmak isterim. Ve en büyük fantezim;

Bir de Küçük Ayı vardır. Kesinlikle mizah dergilerinde çizilen sperme benziyor. 


Ve üçüncü olarak sevdiğim, dabılyuya benzeyen, Kraliçe Takım Yıldızı. Kraliçelere layık bir yıldız. =)



Yıldızların aslında atmosferde şuursuzca yer değiştiren göktaşları olduğunu düşünmek çok acı. Ne kadar çok anlam atfetmişiz. Baba yıldızlar karakterli, oturaklı ama. Mesela ben hiç Büyük Ayı’da kaçak görmedim. Yıllardır biri kaymaz mı? Helal olsun. Yıldızlar sabaha kadar teker teker kayıp gökyüzünü terk ediyorlarmış… İyi geceler.



1 Aralık 2011

Bir Petim Bile Yok! Anlıyor Musun?


       Bir erkek ortamında okey oynanırken kedi, köpek, balık muhabbeti açılmış. Con con tabir edilen bir oğlan “Sizin hiç petiniz oldu mu?” diye sormuş. Esas oğlanlar gülmüşler tabi.. Çünkü İngiliz ağzı ile de olsa böyle bir soru Türk erkeği için komik. Kızsal şeyler bunlar..

Pet kelimesinin TDK' daki anlamı;
"pet   İng. pet 
Yararcı amaçlar dışında zevk, arkadaşlık, dostluk vb. amaçlarla sahiplenilen evcil hayvan.
 BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü "
          Çok iyimser bir tanım değil mi? Asla yararcı değiliz. Gazete getir,terlik götür gibi eğitimleri belki bir gün zevkine frizbi oynarsak oyuna yaban kalmasın diye veriyoruz.
         Yıllarca evde bir hayvanım olsun istedim. Çok girişimlerde bulundum ancak hepsi hüsranla sonuçlandı. Hepsi kalbimde yaşıyor. Artık düşünmüyorum. Evren bana çok anlatmaya çalıştı.
          Babam haftasonları arkadaşlarının evcil hayvanlarını getirirdi.Evimizde misafir ederdik. Ama yetmezdi iki gün. Sonraki zamanlarda evde dönem dönem uçuşan kelebekleri eğitmeye çalıştım. Çok küçüktüm.. Hepsinin adı virjindi.. Söz dinlemeyip uçuştukları için huysuz olduklarını düşünüyordum..
        İstanbul’da deprem tatili olmuştu. Biz de ailecek Ege, Akdeniz turuna çıkmıştık. Ayvalık’ta bir kertenkele yakalamıştım. Şeffaf pembe, kakasının barsağından geçişi izlenebiliyordu. İsmi Şoşi. Bizimle kıyı kıyı gezdi, konakladı. En son Antalya ‘da vefat etti.
        Saliha ve Çeyrek.. Pazardan aldığımız civcivler. Delikanlı horozlar oldular. Dördüncü kattaki evimizin  balkonunun korkuluklarının üzerine çıkıp caddedeki arabaları izlerken gördüğünde annemin ödü patlayınca evde yaşamaya devam edemeyeceklerini söyledi. Köye gönderildiler. İki ay sonra iki but olarak geri geldiler. Kesilme zamanları gelmiş. Biz büyüttüğümüz için kardeşim ve bana birer hak düşmüş. Çok duygulanmıştık gerçekten. Gözyaşlarımız annemin hazırladığı horoz suyuna çorbaya tuz katmıştı...
               Ecevit.. Çocukların kovalaması sonucu korkudan nereye kaçacağını bilemeyen güvercin. Paçalı. Annemin apartman kapısını açmasıyla Ecevit'in içeri girmesi bir olmuş. Sonra anneme bakmış. Bakışlardan etkilenen annem eve getirmiş. Birkaç gün takılmıştı. Sonra köye. Sonra gözyaşlarımız annemin hazırladığı paça çorbasına... Şaka.
             Üniversitedeyken Adanalı bir dostum vardı. Bir tatil sonrası tren yolculuğundan sonra bize uğramıştı. Bana "Bak sana ne getirdim." diye bir kutu uzattı.Kutudan anne yapımı bir şey çıkacağını düşünmüştüm. Sipidi çıktı. Adam kaplumbağa getirmiş, küçük bir omlet tavası büyüklüğünde kara kaplumbağası.. Çok severim; adamı da, kaplumbağayı da. Şok oldum tabi nasıl getirdi, o kadar saat, trende..  "Saldım" dedi. "Gezdi, trenin maskotu oldu, elden ele dolaştı. Hatta bir kız istedi de vermedim dostum!" dedi. Dostluğumuz pekişmişti.Başka memlekette bir başıma değildim. Ailem olmasa da dostlarım vardı.. Sonra Sipidi evde kayboldu. Bildiğin bulamadık. Ev en üst kattaydı ve odam balkonluydu. Alt komşulara sorduk :
 -İyi günler teyze, biz üst kattaki öğrencileriz. Balkonunuzda kaplumbağa var mı bir bakar mısınız lütfen?
Sonra bakkala sorduk :
-Amca buralar da hiç kaplumbağa gördünüz mü? Kaplumbağam kayboldu ..
Öğrenci 2. Sınıf vatandaştı o zamanlar. Annem kayboldu desem "Kirayı verdiniz mi? Tavanda ayakkabı izi var mı? Evde erkek var mı?"  bakışları asla değişmezdi. Sipidi'yi bir daha hiç görmedik. Adanalıyla dostluğumuz devam...
          Bebek X.. Üniversiteden çılgın bir arkadaşımın evindeki 1 köpek,1 kuş ve 9 kediden biriydi, benim seçtiğim.. O akşam hem yemeğe hem de seçmiş olduğum turuncu kediyi almaya gitmiştim.Yemekten sonra Paşa'nın (köpek olan) yemeği balkona konuldu. X "tadına bakmayacaktım sadece koklayacaktım off" fon müziği ile yemeğe yaklaşırken Paşa X'i kenara itmek istedi ve dişini X'in boğazına taktı. X balkonda can verdi.. Adına bile karar verememiştim.

                  Buji.. Bir yaz gecesinde kardeşimin çılgın çocukların elinden kurtardığı yavrucuk.Sırtı siyah, göbek beyaz.. Değişik melodilerle havlıyordu. Babası opera sanatçısı olabilir. Birbirimize o kadar alışmıştık ki.. İstanbul'a gelemezmiş..Haber alamadık bir daha..


                  Kavun.. Düzenli Mısır Çarşısına hayvan sevmeye giderim. Denk gelmişti, bir satıcı yavru dağıtıyordu. Aldım. Birkaç gün evde baktık.Sonra okula dönecektim. Bir ayakkabı kutusuna koyduk, yanına üşümesin diye ılık su şişeleri.. Atladık trene. Bir süre sonra Kavun sızmıştı.                     İzmit'e yaklaşmak üzereyken sütle karışık bir idrar kokusu yayılmaya başladı. Baştan anlamadım. Yavru diye tutamadı sandım. Sonra tepkisizliği ve soğuması beni tedirgin etti. Farkettim ki kucağımda bir ceset var ve daha en az 4 saat yolum var. Annemi aradım. Bir istasyon da görevliye vermemi söyledi. İzmit'te 15 dakika falan duruyordu tren. Kapıdan üst bedeni sarkıtıp etrafa bakındım. Bir görevli buldum ve poşeti verdim. Siyah poşet. Şişelerden Ağır. 
-Amca merhaba. Kedim öldü, kutuda.. Yolum uzun, kokmaya başladı.. Benim için gömer misiniz?
-?
-Kedim amca, öldü, poşetin içindeki kutuda
-??
-Amca tren kalkıyor, gömün lütfen.." 
                                        ....Benden sonra bomba imha ekibini çağırmış olabilir. 


                       Karabaş... Yazlık bahçemizde dünyaya gözlerini açan kedicik. Annem eve sokmamıza izin vermiyordu. Tatilim bitip İstanbul'a dönmek zorunda kaldığımda haberini aldım: Beraber uyuyorlarmış annemle.. İstanbul'a gelemezmiş..


                   Titi... Karabaş'ın kardeşi.. Kumsalda bir köpek tarafından hayatına son verildi..


Evren bana çok anlatmaya çalıştı.

24 Kasım 2011

Ben Bir Kere Öğretmen Olmuştum..



2006 Yılında yüksek lisansa başlamıştım ve “part time” bir işe ihtiyacım vardı. Öğretmen vasfımın da olması üzerine “Ücretli Öğretmenlik” denilen mesleğe başladım. Ücretli öğretmenlik önlisans ya da lisans mezunlarının başvurabildiği (bölüm sorun değil), ders başı cüzi miktarda para kazanılan ve sigortası ayın yarısı kadar ödenen bir işti. Devletin kaçak işçileri… İlçe milli eğitim beni öncelikle kendi branşımda çalışabileyim diye bir liseye gönderdi… Okulun bahçesinden girdim, binanın kapısına gidene kadar çılgın ergen bakışları… Görevliye durumu açıkladım ve müdür odasında bekleyebileceğimi söyledi. İşveren müdürle anlaşabilirsem tekrar ilçe milli eğitime gidip işlemlerimi halletmem gerekiyordu.5,10 Dakika sonra müdür adam girdi içeri ve bana bağırmaya başladı:
“ Burada ne işin var?! “
“ Neden sivilsin?! ”
“ Hangi sınıftasın?! “
Üç kelime söyleyebildim: “ Şeeey… Ben… Öğretmen… “,
Müdür birden durumu kavradı, yüzü yeşil sarı bir renkten geçerek pembeye ulaştı:
“ Hocaaanım hocaanım kusura bakmayın ben sizi öğrenci sandım. Burası çok pis bir okuldur. Sizi üzerler. Çok olaylar olur. Burada çalışmanız uygun değil.”
İlçeye gidip durumu anlattım. Müdüre hak verip, sınıf öğretmenliği yapmama karar verdiler. Ve başka bir okula gittim görüşmeye. Uygun bulundum, başladım..
İlkokul 3. Sınıf, 26 Kişi mevcut. 13 Kız 13 Erkek olması beni gereksiz çok sevindirdi. Enteresan bir çevre, suç bölgesi.. Cahil veliler, sevimli,sümüklü bebeler..
İki yıl aynı okulda devam ettim. İlk yıl 3. Sınıflarla 2. Yıl 5. Sınıflarla çalıştım…

1. Sınıf öğrencileri vardı: Ahmet ile Mehmet.. Kanka bunlar. Bir gün kat nöbetçisiyim. Görevim tenefüste katta asayişi sağlamak ve ders zili çaldıktan sonra kattaki öğrencileri sınıflarına gönderip derse dönmek.. Herkes sınıfına girdi, bu iki velet girmiyor.
“ Öpebilir miyiz Zeynep Örtmeniiim ? ” diye mızıldanıyorlar. Bir süre sonra direncim bitti ve öpün ve sınıfınıza girin dedim. Eğilip yanağımı uzattım. Beni öptüler. Arkalarını dönüp birbirlerinin omuzlarına ellerini atıp sarıldılar ve yürümeye başladılar. Ahmet dönüp Mehmet’e dedi ki:
“ Nasıl yaladık ama Zeynep Örtmeni!  Hehehe.. “


2. Sınıfların öğretmeni 2 Yıllık “ Gıda Teknolojileri” bölümü mezunuydu. 2. sınıf çok kritiktir, geçiştir. Önemli olan öğretmenin etten, sütten, sebzeden, meyveden anlamasıydı.

3. Sınıf dersliği bulunduğu mevki itibariyle aynı binayı paylaştığımız otistik çocuklar dersliklerinin bir üst katındaydı. Eğiticinin, öğreticinin az olduğu bu bölümde genel çocuk ihtiyaçlarının giderilmesi için düşük fiyatlara kız meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümlerini bitirmiş kızcağızlar çalışmaktaydı. Düzenli olarak kendi bölümünden fırlayıp, dersliğimizin tam ortasına çişini yapmaktan zevk alan bebenin göbeği gıdıklansın. Şimdi.

4. Sınıflar da kapkaç olayı yaygındı. Sınıfta sürekli silgileri kapıp kaçanlar vardı. Birgün bir bebe gelmemiş. Komşusunun tavuğunu kapıp mısır çarşısına kaçmış. Tavuğu satmış cips ve misket almış. Ertesi gün elleri hala yağlıydı..

5. Sınıflara yaptığım yazılı sınavlarda aldığım birkaç çılgın yanıt:

Ders: Din
Soru: Orucu bozan şeyler nelerdir?
Cevap:  -Limon görürüz, tükürüğümüz çıkar, orucumuz bozulur. Hemen abdest alır camiye gideriz. Namaz kılarız. Ve oruç tutmaya devam edebiliriz.
          —Patates, ekmek, domates, salatalık, zeytin, hamburger, reçel, peynir, karpuz, sucuk, fasulye, çorba, kola, cips, jelibon, poğaça, simit, elma, yeşil zeytin, armut, maydanoz, tuz, şeker, kaşarlı tost, sucuklu tost, karışık tost, yengen…


Ders: Trafik
Soru: Bisiklet kullanma kuralları nelerdir?
Cevap: - Kızlar etekle bisiklete binmemelidirler. Düşerlerse altları görünür. Günah olur.
        — Bisikletin frenleri olmalıdır. Yoksa ayağımızı arka lastikle plastik arasına sıkıştırıp durabiliriz. Ayakkabımız erirse babamız dövebilir.






Öğrenci komiktir...






Öğrenci çılgındır...





Öğrenci duygudur..



Öğretmen sevgidir...




Öğretmen aşktır...



21 Kasım 2011

Süper Türkler..

             

               Kuzen Murj’un Mozambik gezisinde çektiği süper fotoğraf..




                       Ve benim fotoğrafa eklediğim süper Türk motifleri..


18 Kasım 2011

vespa tasarımları..


 fikir: Zeynep Erdim





















zikir: Oytun Yılmaz           

10 Kasım 2011


Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.. M.K.A.

7 Kasım 2011

MöÖöÖ



4.5 Gün resmi tatil olan tek çılgın bayramımız “KURBAN” hepimize mübarek olsun ..

1 Kasım 2011

kakART..

Üveyiğin ilk sanatsal çalışması… 1 Numara bebek bezi üzerine sulu kaka tekniği .. . Natürmort bir eser .. Anlamı O’nda gizliymiş.. Ben bendeki anlamlarını sıralamak istedim;
1.      İki kalp..  Anne&Baba
2.      Karşılıklı bakışan iki horoz.. Asi bir kız olacağım mesajı..
3.      Dünya bok gibisin ama sevdim seni…
4.      Kıvrılan bez simetri oluşturur..
5.      Popomla bunu yapabildiysem ellerimdeki yeteneği siz düşünün :D

28 Ekim 2011

Hala Oldum, Kızlar Bekleyin Beni Her Ay =)

1 Hafta önce hala oldum. Minik bir üveyiğimiz oldu. Üveyik diyorum çünkü "üvee üveee" diye ses veriyor bebek. Annesi "Uydurma Melis, öyle bir ağlama şekli yok" diye uyarsa da öyle seviyor. Önceki hayatında üveyik kuşu olabilir. Bereketli, özgür, başarılı, sağlıklı, çılgın, aşk dolu bir hayat olsun.. 



19 Ekim 2011

biberin dolması..


Biber dolması deli sevgilisi olanlar için ideal! Sulu yemek başlangıcıyla pilava geçiş yapmalar, tadı değişsin diye baharatlar eklemeler, bu ne biçim görüntü düşüncesiyle tombul biberlere delik açıp yaptığın şeyi saklama çabası, hiç görünmemeli düşüncesiyle de çeşitli sebzelerle şapka olayı.. Bari biber de pişsin  diye kaynatmalar... Sonra çok eksıkmıs gibi yoğurdun işin içine girmesi.. Deli mi öptü ve evlenmeden olmaz bundan gelme..dir.. kim bilir..

Am-G-F-E


İnsan kalıplarının dışına çıkamaz pek, cesaret ister ya da bir uzuv..  La sol fa mi olayı da müzisyenlerin soba yanan odası gibidir, çok kimse uzvu donsun istemez.. Onların memleketi gibi.. Yani sorarsın herkes İstanbullu.. Öyle. Dünyanın tüm kıvrımlarında yaşayan, düşünen canlıların değişik melodilerle bu kalıba tıkıştırdıkları tonlarca şarkı dinlemek mümkün.. Büyük yetenek aslında..  Altyapı sabit, üst yapı oynak..
O değil de Am-G-F-E kalıbı ile bunca üretim yapılabildiğine göre iki düşünenin neler yapabileceğini düşünemiyorum.. Aslında düşünenim.. Ama tek.. Tek olursan tabanca düşünürsün.. Çek çek amca.. öperim.
=)))

*

Bugün bana samimi gelmedi, çarşamba. Pazartesiye mi yakınsın, cumaya mı? Bir iyi hissettiriyor bir kötü. Pazartesiye yakınsa off, cumaya yakınsa ohh oluyor. *
Disleksili çocuğun cümlesi de olabilir belki;  "Çar Şam'da." yazacakken "Çar Şam'ba" yazmıştır... *
Çarşamba pazarı en iyisi.. Kendi içinde kaos..
Mevsimler hem kendi içinde kaos hem de *
*algıda kaos

18 Ekim 2011

kayık temizleme operasyonu "stopmotion"

17 Ekim 2011

zeyneptunjupiterdim


1984 Yılı nisan yağmurlarının şiddetlenmesiyle suyu gelen annem dokuz doğurmak yerine ayın dokuzunda doğurmuş beni. Suriçi menekşe apartmanı, normal doğum. Ev kızı olma ihtimalimle evde doğurulmama rağmen sokağı daha çok  sevdim hep. Annem neptünden babam jüpiterden. Bir süredir dünyada takılıyoruz. hem kendi eksenimiz etrafında hem de güneş etrafında dönmek hoşumuza gitti. 16 Yıl süren eğitim hayatım sütlaçsa üzerine +2 yıl tarçındır. Tatlımı hala yiyemedim kısmı da ayrı bir konudur. en çok deniz analarını severim, içi dışı bir. Ritim sahibi bir fizyolojim, notaların uçuştuğu bir beynim ve midem var. Ruhum alaca. Evet.